Ömerul Faruk (ra)

Dönem
Asr-ı Saadet
Baba
Hattab
Anne
Hanteme Binti Hişam
Eş(ler)
Hz. Zeynep (ra)

<div>Hazret-i Ömer’in (r.a.) Fazileti, Müslüman Olması ve Hicreti</div><div>Hazret-i Ömer (r.a.), Hazret-i Ebûbekir’den (r.a.) sonra Sahâbe-i Kirâm’ın en üstünü ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ikinci halifesidir. Kendisi Hulefâ-i Râşidîn’den olup cennetle müjdelenen on sahabeden (Aşere-i Mübeşşere) biridir. Hicret olayından kırk yıl önce Mekke’de dünyaya gelmiştir. Soyu, dokuzuncu dedesi olan Ka’b’da Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) soyu ile birleşmektedir.</div><div><br></div><div>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun hakkında şöyle buyurmuştur: "Allâhü Teâlâ, hakkı Ömer’in lisanı ve kalbi üzere kıldı. O Fârûk’tur. Allah, onunla hak ile bâtıl arasını ayırdetti." Doğru ile yanlışı, hak ile bâtılı birbirinden kesin çizgilerle ayırdığı için kendisine "Fârûk" lakabı verilmiştir.</div><div><br></div><div>Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Yâ Rabb, bu dîni Ebû Cehil ile yahud Ömer bin Hattâb ile azîz et" (Câmiu’l-kebîr) diyerek Allah Teâlâ’ya duada bulunmuştu. O dönemde Kureyş kabilesi içinde en nüfuzlu ve saygın kişiler bu ikisiydi. Peygamberimiz’in (s.a.v.) bu duasının bereketi Hazret-i Ömer’e nasip oldu ve İslam’ı seçti.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer Müslüman olduğunda, "Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü’minlere Allah yeter" mealindeki Enfâl Suresi’nin 64. âyet-i kerîmesi nazil oldu. Onun İslam’a girmesiyle birlikte İslâmiyet artık saklanmadan, açıktan yayılmaya başladı.</div><div><br></div><div>Diğer sahâbîler Mekke’den Medine’ye gizlice hicret ederken, Hazret-i Ömer kılıcını kuşanıp yanına oklarını ve mızrağını alarak Kâbe’ye gitti ve açıktan 7 defa tavaf etti. Ardından orada toplanan müşriklere yüksek bir sesle şöyle haykırdı:</div><div>"İşte ben de dinimi korumak için Allah yolunda hicret ediyorum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak, anasını ağlatmak isteyen varsa karşıma çıksın." Yanında kalabalık bir Müslüman grubuyla birlikte açıkça Medine’ye hicret etti.</div><div><br></div><div>Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Hazret-i Ömer Hakkındaki Hadis-i Şerifleri</div><div>Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Benim semada iki vezîrim ve yeryüzünde iki vezîrim vardır. Semadaki iki vezîrim Cebrâîl ile Mikâîl’dir. Yeryüzünde olan iki vezîrim Ebûbekir ve Ömer’dir" (Câmiu’s-sağîr, Süyûtî) ve "Eğer benden sonra peygamber gönderilseydi, muhakkak Ömer bin Hattâb olurdu" (Kenzü’l-ummâl).</div><div><br></div><div>Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hazret-i Ömer bin Hattâb’ın (r.a.) elini tutmuştu. Hazret-i Ömer, "Yâ Resûlallâh! Vallâhi seni canımdan başka her şeyden daha çok seviyorum." dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise: "Ey Ömer! Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; beni canından da çok sevmedikçe kâmil mü’min olamazsın." buyurdu. Bunun üzerine Hazret-i Ömer: "Öyle ise yâ Resûlallâh! Şimdi seni canımdan daha çok seviyorum." deyince Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Şimdi kâmil mü’min oldun, ey Ömer!" buyurdu (Sahîh-i Buhârî).</div><div><br></div><div>Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ömer’e buğzeden, gerçekten bana buğzetmiştir. Ömer’i seven, muhakkak beni sevmiştir. Cenâb-ı Allah, Arefe gecesinde bütün mü’minlerle umumî olarak ve Ömer ile hususi olarak övünmüştür. Cenâb-ı Allah’ın gönderdiği her peygamberin ümmeti içinde konuşulan bir kimse olur. Benim ümmetin içinde biri varsa, o da Ömer’dir." (İbn-i Asâkir).</div><div><br></div><div>Halifeliğe Seçilmesi, Hizmetleri ve Devlet Yönetimi</div><div>Hazret-i Ebûbekir’e ilk biat eden kişi Hazret-i Ömer’dir. Bundan sonraki süreçte de her işte halifeye destek olup danışmanlık hizmetinde bulundu. Hazret-i Ebûbekir vefata yaklaşınca Ashâb-ı Kirâm’ın (r.anhüm) önde gelen isimlerini çağırıp istişare ettikten sonra Hazret-i Ömer’i halife tayin etti.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer, hicretin 13. yılında halifelik makamına geçti. Halifeliği 10 yıl 6 ay 7 gün boyunca tam bir adaletle sürdü.</div><div><br></div><div>Onun halifeliği döneminde, o dönemin en büyük iki devleti olan Bizans İmparatorluğu ve Sâsânî İmparatorluğu’nun egemenliği altındaki topraklar İslâm devleti sınırlarına katıldı:</div><div><br></div><div>Suriye,</div><div><br></div><div>Filistin,</div><div><br></div><div>Mısır,</div><div><br></div><div>Irak ve İran,</div><div><br></div><div>Kuzey Afrika’dan Türkistan’a,</div><div><br></div><div>Azerbaycan’dan Yemen’e kadar uzanan ve 2 milyon kilometrekareyi aşan devasa bir coğrafya İslâm Devleti’ne bağlandı.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer (r.a.), kurduğu mükemmel müesseseler ve sistemlerle bu geniş coğrafyayı başarıyla idare etti.</div><div>Hazret-i Ömer’in Halife Tayin Edilmesi (Hicretin 13. Senesi / M. 634)</div><div>Hicretin 13. yılının Cemaziyelahir ayının 7. gününde Hazret-i Ebûbekir (r.a.) hastalandı. On beş gün boyunca Mescid-i Şerif’e çıkamadığı için imamlık görevini Hazret-i Ömer’e (r.a.) devretti. Halifelik için de Hazret-i Ömer’i uygun görerek Sahâbe’nin ileri gelenleriyle istişare etmeye başladı:</div><div><br></div><div>Abdurrahman bin Avf (r.a.) ile İstişare: Ebûbekir (r.a.) ona Ömer hakkındaki fikrini sordu. Abdurrahman bin Avf, "İstediğinden daha iyidir, fakat biraz şiddeti vardır" yanıtını verdi. Hazret-i Ebûbekir ise onun bu sertliğinin kendi yumuşaklığını dengelemek için olduğunu, sorumluluk tek başına kendisine kaldığında hiddeti bırakacağını söyleyerek, kime kızsa Ömer'in yumuşaklık; kime yumuşak davransa Ömer'in şiddet gösterdiğini belirtti.</div><div><br></div><div>Hazret-i Osman (r.a.) ile İstişare: Hazret-i Osman, "İçi dışından hayırlıdır, içimizde onun eşi ve benzeri yoktur" dedi.</div><div><br></div><div>Diğer Sahâbîler: Saîd bin Zeyd ve Ensar’ın reisi Üseyd bin Hudayr dâhil Muhacir ve Ensar büyükleriyle görüşüldü. Üseyd bin Hudayr, bu göreve muktedir birinin şart olduğunu ve Ömer'den daha uygun birinin bulunmadığını ifade etti.</div><div><br></div><div>Talha bin Ubeydullah’ın İtirazı ve Ebûbekir’in Cevabı</div><div>Hazret-i Talha (r.a.) içeri girerek, "Sen hayattayken halka nasıl muamele ettiğini gördün. Yalnız kaldığı halde halka ne yapacağını düşünmeden Ömer'i veliaht mı ettin? Rabbinin huzuruna vardığında ne cevap vereceksin?" dedi.</div><div><br></div><div>Bunun üzerine oturtulmasını isteyen Hazret-i Ebûbekir, Talha’ya şu tarihi cevabı verdi:</div><div>"Rabbime kavuşup bana sorduğunda; 'Ya Rabbi! Kullarının işlerini onların en hayırlısına havale ettim' diyeceğim."</div><div><br></div><div>Hazret-i Ebûbekir’in Vasiyetnâmesi ve Son Anları</div><div>Hazret-i Ebûbekir, Hazret-i Osman’ı (r.a.) çağırarak vasiyetnamesini yazdırdı. Bismillâhirrahmânirrrahîm ifadesiyle başlayan vasiyette; dünya hayatının sonunda, ahiretin başında kâfirin imana geleceği bir anda Ömer bin Hattâb’ı halife seçtiğini, ona itaat edilmesini, kendisinin hayırdan başka bir şey murad etmediğini belirtti.</div><div><br></div><div>Vasiyetname yazıldıktan sonra pencerden dışarıda toplanan Sahâbe-i Kirâm’a seslenen Ebûbekir (r.a.), Resûlullah’ın halifesi olarak Ömer’i seçtiğini söyleyip razı olup olmadıklarını sordu. Oradakiler ve Hazret-i Ali (r.a.) bu karara tam bir rıza gösterdiler. Vasiyetname okundu ve herkes işitip kabul etti. Mühürlenen vasiyetname, Ömer’in kölesine verilip dışarı gönderildi.</div><div><br></div><div>Daha sonra Hazret-i Ebûbekir; Hazret-i Ömer, Hazret-i Ali, Selman-ı Fârisî ve diğer sahâbîleri huzuruna çağırarak onlara nasihatlerde bulundu, dünya nimetlerine aldanmamalarını öğütledi.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ebûbekir’in Vefatı ve Bıraktığı Miras</div><div>Hazret-i Ebûbekir, Hicretin 13. senesi Cemaziyelahir ayının sonuna 8 gün kala (Salı gecesi akşamla yatsı arasında), 63 yaşında vefat etti.</div><div><br></div><div>Devlet malına azami hassasiyet gösteren Hazret-i Ebûbekir, vefatından önce kızı Hazret-i Âişe’ye (r.a.) haber göndererek şunları bıraktı:</div><div><br></div><div>Devlet hazinesinden verilen bir köle,</div><div><br></div><div>Bir deve,</div><div><br></div><div>Bir kaftan.</div><div><br></div><div>Müslümanların ortak seviyesinde yaşayıp giyindiğini belirten Ebûbekir (r.a.), bu üç eşyanın vefatından sonra yeni halife Ömer’e teslim edilmesini emretti. Vefat ettiğinde bu eşyalar Hazret-i Âişe tarafından Hazret-i Ömer’e gönderildi. Abdurrahman bin Avf ile oturan Hazret-i Ömer bu tabloyu görünce gözyaşları içinde, "Ya Ebâbekir! Kendinden sonra gelenleri büyük bir yük ve zahmet altında bıraktın" diyerek ağladı.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in İlk İcraatları ve Irak Cephesi</div><div>Hazret-i Ömer halife olunca halk arasında ilk zamanlar "Halife-i Resûlullah'ın Halifesi" denildi, daha sonra ise "Emîrü’l-mü’minîn" (Müminlerin Emiri) unvanı kullanılmaya başlandı.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ebûbekir'in vasiyeti gereği genel biat günü ilk hutbesini okuyan Hazret-i Ömer, Müslümanları Irak gazasına teşvik etti. Hicaz topraklarının dar olduğunu, Allah’ın vaat ettiği zaferler için cihada çıkılması gerektiğini söyledi. Ancak Bedir gazileri ve ilk Müslümanlardan olan Selît bin Kays ayrıldıktan sonra, Müsennâ bin Hârise ayağa kalkarak İranlılarla yapılan savaşları ve kazanılan zaferleri anlatarak halkı cesaretlendirdi.</div><div><br></div><div>Bunun üzerine pek çok kişi Irak seferine gönüllü oldu. Hazret-i Ömer, Müminlerin Emiri sıfatıyla ordunun başına Ebû Ubeyd bin Mes'ûd es-Sekafî’yi tayin etti. Hâlid bin Velîd’in yerine Irak komutanı olan Ebû Ubeyd’e, Bedir ehlinden olan Selît ile birlikte hareket etmesini ve Peygamberimizin ashâbıyla istişare etmesini tavsiye etti. Hilafetinin 4. günü ordu yola çıktı.</div><div><br></div><div>Irak’taki Askerî Harekâtlar ve Savaşlar</div><div>Bu sırada İran Devleti (Sâsânîler), Müslümanların fethettiği toprakları geri almak için büyük hazırlıklar yapıyordu. Ebû Ubeyd ve Selît Medine'den çıkıp Irak'a vardıklarında Müsennâ ile birleştiler.</div><div><br></div><div>Hîre ve Namık Bölgesi Harekâtı: İran atabeyi Rüstem, Câban ve Nersi isimli komutanlarını orduyla Fırat üzerine gönderdi. Câban'ın yanında toplanan büyük kuvvete karşı Müsennâ ve Ebû Ubeyd birleşerek taarruz etti. Namık'ta gerçekleşen şiddetli muharebede İran ordusu bozuldu, Câban esir alındı.</div><div><br></div><div>Kesker ve Barisema Zaferleri: Nersi'nin ordusunun bulunduğu Kesker üzerine yüründü. Rüstem, Nersi'ye yardım için Calinos komutasında yeni bir ordu gönderdi ancak Calinos ulaşmadan Ebû Ubeyd, Nersi'nin ordusunu mağlup etti. Ardından Calinos'un üzerine yürüyerek onun ordusunu da dağıttı. Bölge halkından cizye vergisi tahsil edilerek Hîre'ye dönüldü.</div><div><br></div><div>Köprü Savaşı (M. 634 / Hicri 13)</div><div>Yenilgiler üzerine Rüstem, ordunun başına Behmen Hadveyn isimli kıdemli komutanı getirdi. Ona, Kasr-ı Şîrîn'deki Dırefş-i Kâviyânî (Sâsânîlerin en büyük tılsımlı ve mücevherli sancağı) teslim edildi.</div><div><br></div><div>Behmen Hadveyn, Fırat kenarındaki Nâtif bölgesine gelerek ordugah kurdu. Ebû Ubeyd ise nehrin karşı kıyısına yerleşti. Behmen, "İstersen köprüyü sen geç, istersen ben geçeyim" diye haber gönderdi. Diğer komutanların (Selît dahil) "Acele etmeyelim, nehrin bu tarafında kalalım" uyarılarına uymayan Ebû Ubeyd, Şaban ayında nehrin karşı tarafına geçti.</div><div><br></div><div>Fillerin Saldırısı: İran ordusunda zilli ve devasa filler vardı. Arap atları bu fillerin görünüşünden ve zillerin sesinden ürküp geriledi.</div><div><br></div><div>Ebû Ubeyd'in Mücadelesi ve Şehadeti: Ebû Ubeyd, askerlerine fillerin bağlarını ve hortumlarını kesmelerini emretti. Kendisi de doğrudan beyaz bir filin üzerine yürüdü. Filin hortumunu kesti fakat fil ayaklarıyla Ebû Ubeyd'i ezerek şehit etti.</div><div><br></div><div>Köprünün Yıkılması ve Bozgun: Ebû Ubeyd'den sonra Sakîf kabilesinden belirlenen 7 komutan sırasıyla sancağı alarak şehit düştü. Son komutan Abdullah bin Mersed es-Sekafî, Müslümanlar kaçmasın diye Fırat üzerindeki köprüyü kesti. Bu durum büyük bir kargaşaya yol açtı; Müslümanların bir kısmı suda boğuldu, bir kısmı şehit oldu.</div><div><br></div><div>Müsennâ’nın Müdahalesi: Komutayı eline alan Müsennâ bin Hârise, köprüyü hızla yeniden tamir ettirerek ordunun geri kalanının emniyetle karşıya geçmesini sağladı ve orduyu büyük bir imhadan kurtardı.</div><div>Köprü Savaşı’nın Sonu ve Müslümanların Kayıpları</div><div>İran ordusu köprübaşına hücum edip bozguna uğrayan Müslüman askerleri sıkıştırdı. Müsennâ, kendi boyuna tabi olan süvarilerle ordunun arkasını koruyarak askerin telef olmasını engelledi; "Ben arkanızdayım, durunuz, korkmayınız, kendinizi telef etmeyiniz. Bölük bölük geçersiniz" diyerek düzeni sağladı.</div><div><br></div><div>Bu sırada Ebû Zeyd’i-Tâî adındaki bir yiğit Hristiyan olmasına rağmen milliyetçilik hissi ve Müsennâ’ya olan sevgisiyle köprüyü bağlayıp askerin arkasını muhafaza etti; ardından Müsennâ yaralı olarak karşıya geçti.</div><div><br></div><div>Bu savaşta Uhud Savaşı'na katılmış olan Ukbe, Abdullah ile biraderi Kays bin Seken, Ebû Zeyd’i-Ensârî, Ebû Ubeyd’in biraderi Hakem bin Mes’ûd’is-Sekafî ve biraderzadesi Cübeyr bin Hakem şehit oldular. En son şehit düşen ise Selît bin Kays (r.a.) oldu.</div><div><br></div><div>Savaşın Ağır Bilançosu:</div><div><br></div><div>Medine’den 4.000 asker katılmıştı.</div><div><br></div><div>Savaş meydanında şehit olanlar ve nehirde boğulanlar 2.000 kişiyi buldu.</div><div><br></div><div>Kaçanlar 2.000 kişiydi.</div><div><br></div><div>Müsennâ ile birlikte geride sadece 300 asker kaldı.</div><div><br></div><div>İranlıların ise 4.000 kadar kaybı vardı. Ancak Medâyin’deki iktidar anlaşmazlığı nedeniyle (Rüstem ve Firûzân arasındaki çekişme) İran ordusu galibiyete rağmen Müslümanları takip edemeyip geri döndü.</div><div><br></div><div>Müsennâ, bu sırada Ka’ka’ bin Amr’ı yerine kaymakam bırakıp Asım bin Amr’ı düşmanın peşine gönderdi. Düşmanın hatlarını yakalayıp esirler aldılar, Leys köyü ahalisini de Müsennâ’ya teslim ederek cizyeye bağladılar. Müsennâ galip ve muzaffer olarak ordugâhına döndü.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in Desteği ve Müseynah/Ubeyd Bölgesi Harekâtı</div><div>Hazret-i Ömer (r.a.), Köprü Feciası'nı haber alınca çok üzüldü ve Irak’taki Müsennâ’ya yardım için hemen gazaya davet mektupları yazdı. İsmet bin Abdullah’ı Müsennâ’nın emrine verdi. Ayrıca Kûfe civarındaki Becîle kabilesinin lideri Cerîr-i Becelî’yi (r.a.) kendi kavmini toplayıp Hîre tarafına gitmek üzere görevlendirdi. Beni Nemr kabilesi Hristiyan olmalarına rağmen kavmiyet hissiyle cihada katılarak Müsennâ’ya tabi oldular.</div><div><br></div><div>İran Devleti bu hazırlıkları haber alınca Mehrân komutasındaki bir orduyu Hîre tarafına sevk etti.</div><div><br></div><div>Müsennâ, Kadisiye ile Haffan arasında iken Mehrân’ın hareketini öğrendi. Fırat kenarında, Kûfe civarındaki Ubeyd mevkiine geldi; Cerîr ve İsmet ile burada birleşti.</div><div><br></div><div>Büyweb (Ubeyd) Savaşı ve Müslümanların Zaferi</div><div>Mehrân Fırat’ı geçip savaşa tutuştu. Hücum ederek Müslüman ordusunun içine kadar girdi. Bu esnada Müsennâ’nın biraderi Mes’ûd bin Hârise şehit oldu. Müsennâ, "Gözünüzü korkutmasın, erkekler böyledir" diyerek ordunun moralini yüksek tuttu. Ardından İran ordusunun merkezine şiddetli bir hücum düzenleyerek Mehrân’ı atından düşürüp öldürdü.</div><div><br></div><div>Komutanları ölen İran ordusunun düzeni tamamen bozuldu. Kaçmak için köprüye yöneldiler ancak Müsennâ onlardan önce davranıp köprübaşını tuttu. Çaresiz kalan İran askerlerinin bir kısmı suda boğuldu, bir kısmı kıran kırana savaşta öldürüldü. İslam askerleri akşama kadar düşmanı takip etti. Müsennâ’nın gönderdiği birlikler Dicle sahillerine kadar varıp çok sayıda esir ve bol miktarda ganimet elde etti. Müsennâ ordusunu Hîre’ye çekti.</div><div><br></div><div>Müsennâ’nın Irak Baskınları ve Taraf Değiştiren Kabileler</div><div>Müsennâ; Bişr bin Hasasiye’yi Hîre’de kaymakam bırakıp kendisi Leys ve Enbar taraflarına yöneldi:</div><div><br></div><div>Hanafiş Panayırı Baskını: Enbar yakınlarındaki Hanafiş panayırını aniden bastı ve büyük ganimetler elde etti.</div><div><br></div><div>Bağdad Panayırı Baskını: Geceleyin ilerleyip Bağdad panayırını vurarak altın, gümüş ve değerli eşyaları yağmaladı.</div><div><br></div><div>Anbar ve Taglib Baskınları: Medârib-i Aclî’yi Rikân üzerine; Taglib’den bir aşireti vurması için de Utbe bin Nehhas’ı gönderdi.</div><div><br></div><div>Fırat ve Dicle Havzası: Fırat’ı geçip El-Cezîre yakınlarında Beni Taglib’den bir aşireti vurdu. Dicle sahillerinde Taglib’den bir aşireti vurup Tekrit’e kadar ulaştı. Bol ganimetle Enbar’a döndü.</div><div><br></div><div>Bu başarılar üzerine Fırat ile Dicle arasındaki Arap kabileleri ve aşiretler İslam ordusunun otoritesini kabul etmek zorunda kaldı.</div><div><br></div><div>Müsennâ daha sonra İranlı askerleri bölgeden çıkararak su boyuna yerleşmelerini emretti. Rabîa ve Mudar kabilelerini de savaşa çağırdı. Ardından Hille’den Ubülle’ye kadar olan bölgeye Müslüman askerlerini yerleştirdi.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in Büyük Sefer Hazırlığı ve Sa’d bin Ebî Vakkas’ın Tayini</div><div>O sırada hac mevsimi geldiği için Hazret-i Ömer (r.a.) Mekke-i Mükerreme’ye gitti. Dönüşte her taraftan toplanan Müslüman askerler Medine-i Münevvere’de toplandı. Halife Ömer bizzat sefere çıkmak üzere Medine dışına çıkıp Hıraz mevkiinde ordugah kurdu.</div><div><br></div><div>Komuta Kademesi: Hazret-i Talha’yı öncü kuvvetler komutanlığına, Abdurrahman bin Avf ile Zübeyr bin Avvam’ı da birer kola komutan tayin etti.</div><div><br></div><div>İstişare ve Yeni Komutan: Ancak Ali, Talha, Zübeyr ve Abdurrahman bin Avf (r.a.), Halife’nin makamında kalıp ordunun başına Ashâb-ı Kirâm’ın büyüklerinden birinin geçmesini önerdiler. Hazret-i Ömer bu görüşü kabul etti. Yapılan istişareler sonucunda, Hevazin’de bulunan Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) ordunun başkomutanı olarak tayin edildi.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in Sa’d bin Ebî Vakkas’a Nasihati</div><div>Hazret-i Ömer, Sa’d bin Ebî Vakkas’a görevini verirken şu tarihi öğütlerde bulundu:</div><div><br></div><div>"Ya Sa’d! Sana Resûlullah’ın dayısı ve sahabisi dediklerinde gururlanma. Allâhü Teâlâ kötülük ile kötülüğü mahvetmez, ancak iyilik ile kötülüğü mahveder. Allah ile kul arasında itaatten başka münasebet yoktur. Allah, kulun rabbi ve onlar onun kuludur. Fakat netice ve son söz itibariyle birbirinden üstün olur ve itaat ile Allah yanında sevap ve mükafat bulurlar. Bak, Resûlullah ne yaptıysa sen de öyle yap ve sabrı iltizam et."</div><div><br></div><div>İran Cephesindeki Durum (Yezdicerd Dönemi)</div><div>İran komutanları Rüstem ile Firûzân arasındaki rekabet sürüyordu. Mülk sahipleri ve devlet büyükleri onlara: "Sizin birbirinize muhalefetiniz devletin yıkılmasına sebep olacak. Ya ittifak ediniz ya da biz sizin aleyhinize ayaklanırız" diyerek baskı yaptılar. Bunun üzerine iki komutan birleşerek Kısra Yezdicerd’in emri altında ortak hareket etme sözü verdiler.</div><div><br></div><div>Yezdicerd’in fermanı gereği Medâyin’e çok sayıda asker toplandı; Ubülle, Hîre ve Enbar taraflarına yeni ordular sevk edildi.</div><div><br></div><div>Bu durumu haber alan Müsennâ, Medine’ye mektup yazıp beklemeye başladı. Bu sırada Irak halkı ayaklandığı için askerini toplayıp Zîkar mevkiine çekildi. Halife Hazret-i Ömer ise her tarafa mektuplar göndererek reisleri, kahramanları ve ileri gelenleri Irak seferine davet etti.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas’ın İlerleyişi ve Müsennâ’nın Vefatı</div><div>Hazret-i Ömer, Sa’d bin Ebî Vakkas’a gerekli nasihatleri yaptıktan sonra emrine 4.000 asker verdi. Bu askerlerin içinde Hümeysa bin Nu'man ve Amr bin Ma'dîkerib gibi meşhur kahramanlar yer alıyordu ve her biri kendi aşiretinin reisiydi.</div><div><br></div><div>Sa’d Hazretleri bu 4.000 askerle Medine’den yola çıktı. Arkasından 2.000 Yemenli ve 2.000 Necidli asker daha gönderildi. Müsennâ’nın ise Benî Esed kabilesinden ve diğer çevre kabilelerden topladığı 8.000 askeri bulunuyordu; böylece ordu civara ulaştığında büyük bir kuvvete ulaştı.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas Hazretleri Sırâf mevkiine vardığında ordusu epeyce güç kazanmıştı. Ancak bu sırada Müsennâ, daha önce aldığı yarası açılarak vefat etti ve yerine kimseyi vekil tayin etmemişti.</div><div><br></div><div>Müsennâ’nın Vasiyeti ve İran’ın Hamlesi</div><div>İran Devleti o esnada Menâzır’den Kâbus bin Münzir’i babalarının ve dedelerinin makamı olan Hîre hükümdarlığına tayin etmişti. Kâbus, Kadisiye mevkiine gelerek bedevi Araplarını kendi tarafına çekip birleştirmeye çalışırken merhum Müsennâ’nın biraderi Mühennâ onu basıp kendisini ve adamlarını idam etmişti.</div><div><br></div><div>Mühennâ, Kâbus’u idam ettikten sonra Zûkâr’a gelip Müsennâ’nın zevcesi Selma’yı alarak Sırâf’a, Sa’d bin Ebî Vakkas’ın huzuruna geldi ve Müsennâ’nın vasiyetini sundu. Müsennâ, ölüm döşeğinde Hazret-i Sa’d’a iletilmek üzere şu vasiyeti bırakmıştı:</div><div><br></div><div>"İran topraklarına girmeyiniz. İranlılar’la sınır boyları üzerinde harp ediniz. Allâhu Teâlâ Müslümanları muzaffer ederse ötesi onlarındır. Geri dönüp arkanızdaki birliklere dayanırsanız ve onların yolunu daha iyi öğrenmiş olursunuz. Bu şekilde daha çok cesaret alırsınız. Tâ ki Cenâb-ı Hakk onlar galip edinceye kadar böyle hareket ediniz."</div><div><br></div><div>Sa’d Hazretleri, Müsennâ’nın ailesine bakılmasını tavsiye etti, taziye sundu ve Müsennâ’nın biraderi Mühennâ’yı onun yerine komutan olarak tayin etti. Ayrıca Halife Hazretleri (Hz. Ömer) tarafından gönderilen talimatlar da Müsennâ’nın bu vasiyetine uygundu.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas Ordusunun Kadisiye’ye Hareketi ve Ordu Düzeni</div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas Hazretleri, Sırâf’ta iken:</div><div><br></div><div>Öncü kuvvet komutanlığına,</div><div><br></div><div>Sağ ve sol kol komutanlıklarına,</div><div><br></div><div>Arkada bulunan kuvvet komutanlıklarına Ashâb-ı Kirâm’dan meşhur ve tecrübeli kimseleri tayin etti. Her tenkik grubu için 10 kişiye bir "ârîf" (amir) görevlendirdi.</div><div><br></div><div>Ordu bünyesinde pek çok seçkin şahsiyet vardı:</div><div><br></div><div>99’u Bedir kahramanlarından olmak üzere 700 sahabe oğlu bulunuyordu.</div><div><br></div><div>Selman-ı Fârisî (r.a.) ordunun müfettişiydi; sürekli ordugâhta dolaşır ve askerleri harbe teşvik ederdi.</div><div><br></div><div>Abdurrahman bin Rabîatü’l-Bâhilî (r.a.) ordu kadısıydı.</div><div><br></div><div>Meşhur Ziyad bin Ebîh ordunun yazı işlerini (kâtipliğini) yürütüyordu.</div><div><br></div><div>Asker sayısı 34.000’e ulaşmıştı ve ordu mükemmel bir intizam içindeydi. Ayrıca daha önce Hâlid bin Velîd ile Şam’a gitmiş olan 10.000 kişilik bir kolun da Irak askerinin geri gönderilmesi emredilmişti. Onlar da geldiğinde ordunun mevcudu 44.000’e ulaşacaktı.</div><div><br></div><div>Sa’d Hazretleri, Sırâf’tan kalkıp Kadisiye’ye vardı. Fırat’ın bir kolu olan Atîk nehri ile Kadisiye hendeği arasındaki köprü karşısında ordugahını kurdu. İranlıların gelmesini beklemeye başladı. O vakit Şam ordusu başkomutanı Ebû Ubeyde Hazretleri de Şam’ın fethine çalışıyordu.</div><div><br></div><div>Hülâsa: Şam Cephesindeki Genel Durum</div><div>Hazret-i Ömer (r.a.) halife olduğunda İslâm Devleti iki büyük devletle; yani İran (Sâsânî) ve Rum (Bizans) devletleriyle savaş halindeydi. Yermük Savaşı'nda Bizans Devleti büyük bir mağlubiyete uğrayıp Kostantiniyye İmparatoru Hirakl’in kolu kanadı kırılmıştı.</div><div><br></div><div>Lâkin Ashâb-ı Kirâm’dan büyük sahabe ve meşhur Müslümanlardan nice zatlar şehit olmuştu. Bundan dolayı Şam ordusu komutanı olan Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.) Hazretleri Şam’ı fethetmek üzere ordusunu takviye etmekle meşguldü.</div><div><br></div><div>Irak ordusu komutanı Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) Hazretleri de Kadisiye’de ordugâhını kurdu. Maksadı İran askerini kendi üzerine çekip, mağlup ettikten sonra İran topraklarını vurmaktı. İki komutan da "Aşere-i Mübeşşere"den (cennetle müjdelenen 10 sahabeden) olup birbiriyle yarışırçasına fetihler yapıyorlardı.</div><div><br></div><div>Şam’ın (Dımeşk) Fethi</div><div>Yermük Savaşından sonra Bizans İmparatoru Hirakl, Humus’ta kalarak gerek bu şehrin gerekse Şam’ın muhafazası için daha dikkatli hareket etmeye başlamıştı.</div><div><br></div><div>Hicretin 14. senesinin başlarında Ebû Ubeyde (r.a.) Hazretleri, diğer emirlerle birlikte Şam üzerine yürüyüp sur dışındaki Şam bağlarını ve köyleri fethetti. Rumlar sur kapılarını kapatıp kale içine sığındılar. İslâm askeri şehri her taraftan kuşattı.</div><div><br></div><div>Kuşatma Düzeni:</div><div><br></div><div>Ebû Ubeyde: Câbiye kapısında,</div><div><br></div><div>Hâlid bin Velîd: Doğu kapısında,</div><div><br></div><div>Amr bin Âs: Tûma kapısında,</div><div><br></div><div>Şurahbîl bin Hasene: Firadîs kapısında,</div><div><br></div><div>Yezid bin Ebî Süfyan: Küçük kapı tarafında,</div><div><br></div><div>Derdâ: Berze mevkiinde konuşlandı.</div><div><br></div><div>Zülkelâ da bir fırka ile Humus yolunu muhafazaya memur edildi. İmparator Hirakl ise Humus’un muhafazası için bir general ile kâfi miktarda asker bırakıp şehir dışında bir mevki tutmuş ve Dımeşk muhafazasını General Mähän’a havale etmişti.</div><div><br></div><div>Hirakl, bu iki şehrin muhafazasına çok önem vermiş ve Şam’a yardım için bir fırka göndermişti. Lâkin Zülkelâ onları bozguna uğrattı. Şam şehri yardımdan mahrum kaldı ve muhasara birkaç ay daha uzadı. Recep ayında generalin bir oğlu dünyaya geldi. Bu vesileyle muhafazadan bunalan askerlere ziyafet verdi. Asker yiyip-içmekle meşgul olduğundan nöbet mahalleri boş kaldı.</div><div><br></div><div>Müslüman ordusu kale içindeki durumdan habersiz olsa da Hâlid bin Velîd geceleri uyumayıp düşmanın hareketini gözlemlemekteydi. Hatta içeride bir de casusu vardı. Bu sayede onların her hal ve hareketinden haber alırdı. Bunun yanında kendi üzerine çekip gibi makbul ettikten sonra iple merdivenler de hazırlatmıştı.</div><div><br></div><div>O gece sur çevresinde dolaşırken muhafaza mahallerinin boş kaldığını tespit ettikten sonra hemen askerini hazırladı. Dışarıda bekleyen askerlerine "Siz, sur üzerinde tekbir seslerini işittiğiniz anda bizim yanımıza çıkın ve kapıya hücum edin" diye tenbih etti.</div><div><br></div><div>Yannad, Ka’kâ’ bin Amr ve Mez’ur bin Adiyy gibi arslanları alıp kale duvarlarının yanına gitti. İpten merdivenleri kale burclarına taktı. Ka'kâ' ile Mez'ur, yukarı çıkıp merdivenlerin uçlarını burçlara bağladı. Hâlid de yanındaki adamlarıyla yukarı çıktı. Burç üzerinde muhafız bırakıp tekbir almalarını tenbih etti. Kendisi aşağı inip kalan nöbetçileri öldürdü ve kapıyı açtı. Yukarıdakiler tekbir getirince Müslüman ordusu, merdivenlere ve kapıya hücum ederek içeri girdiler. Şehirde bir panik başladı. Ahali ne olduğunu bilemeyip ne yapacaklarını şaşırdılar.</div><div><br></div><div>Bunun üzerine Rumlar, Ebû Ubeyde’yle haraç vermek üzere sulh anlaşması yaptılar. Ebû Ubeyde, Câbiye kapısından harp ile değil sulh ile yani anlaşarak; Hâlid bin Velîd Tûma kapısından harp ile girip ileri hareket ederek şehir ortasında buluştular. Diğer komutanlar da şehre sulh ile girmiş sayıldı. Bu sebeble Hâlid’in girdiği kapı sulh ile alınmış sayıldı. Ebû Ubeyde, fetih haberini Hazret-i Ömer’e arz etti.</div><div>Halife Hazret-i Ömer’in Yeni Emirleri ve Görevlendirmeler</div><div>Şam’ın fetih haberini alan Halife Hazret-i Ömer (r.a.) son derece memnun oldu ve ordusuna yeni talimatlar gönderdi. Bu emirler doğrultusunda:</div><div><br></div><div>Hâlid bin Velîd ile Şam’a gelmiş olan Irak askerinin geri gönderilmesi istendi.</div><div><br></div><div>Irak komutanı Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) Kadisiye’de bulunuyordu; Hazret-i Ebû Ubeyde ise İranlılarla savaşa hazırlanmaktaydı.</div><div><br></div><div>Şam ordusundan bir miktar asker eksik kalan kadroya ilave edildi.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas’ın biraderzadesi Hâşim bin Utbe bu askerlerin başına komutan tayin edildi; öncü kuvvetlerine ise Ka’kâ’ atanarak Irak’a gönderildi.</div><div><br></div><div>Şam Cephesindeki Diğer Fetihler ve Ürdün’ün Fethi</div><div>Şurahbîl bin Hasene, Ürdün emiri; Amr bin Âs ise Filistin emiri olarak atandıklarında Hazret-i Ebû Ubeyde, onları kendi vazife mahallerine sevk etti. Yezid bin Ebî Süfyan’ı Şam muhafazasında bırakıp kendisi Hâlid bin Velîd ile birlikte Humus üzerine yürüdü.</div><div><br></div><div>Ürdün ve Çevresinin Fethi: Şurahbîl bin Hasene (r.a.), Beysan’a varıp karşı çıkanları mağlup ederek şehri fethetti. O sırada Ebû’l-A’ver de Taberiya’yı kuşatmıştı. Beysan’ın düştüğünü öğrenen Taberiya halkı, sulh yoluyla şehri teslim etti. Diğer Ürdün beldeleri de tek tek barış yoluyla ele geçirildi. Böylece Ürdün vadisi tamamen Müslümanların kontrolüne girdi.</div><div><br></div><div>Tadmur ve Çevresi: Beri tarafta Şam valisi Yezid bin Ebî Süfyan; Tadmur’a Dıhye-i Kelbî’yi, Havran’a ise Ebû’l-Ezherî’l-Kuşeyrî’yi memur tayin etti.</div><div><br></div><div>Akdeniz Kıyıları: Yezid bin Ebî Süfyan, biraderi Muaviye’yi öncü kuvvetlerin komutanı yaptı. Muaviye, Akdeniz kıyılarına inerek Sayda, Cübeyl ve Beyrut beldelerini kolaylıkla fethetti.</div><div><br></div><div>Filistin: Ebû Ubeyde Humus tarafındaydı. Amr bin Âs ise Filistin’de büyük fetihler yapmaya devam etti.</div><div><br></div><div>Irak Savaşları ve Kadisiye Öncesi Gelişmeler</div><div>Irak ordusu komutanı Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.), hicri 14. senenin başlarında Kadisiye mevkiinde ordusunu kurup İranlıların gelmesini beklemeye başladı. Bu süreçte Kesker ile Enbar arasına çeteler göndererek etrafı yağmalattı; böylece İslam ordusunda erzak ve gıda sıkıntısı yaşanmadı.</div><div><br></div><div>Sa’d (r.a.), öncü kuvvetlerine Zühre bin Abdullâhi’t-Temîmî’yi memur etti. Bekir bin Abdullah Leysî komutasındaki müfreze Hîre’ye gönderildi. Bekir bin Abdullah Leysî, Hîre hudut komutanının kardeşinin düğün gününe denk geldi. Düğün cemiyetini basarak düğün gelinini, otuz kadar kadını, yüz kadar yardımcıyı ve pek çok kıymetli eşyayı ele geçirip orduya getirdi. Sa’d bin Ebî Vakkas, bu ganimetleri askerler arasında taksim etti.</div><div><br></div><div>Rüstem’in Ordu Komutanlığı ve İran Sarayındaki Baskı</div><div>Müslüman ordusu yaklaşık bir ay boyunca Kadisiye’de kaldı ancak İran tarafından bir hareketlilik yaşanmadı. Fırat kıyısındaki köyler harap olunca ve asayişsizlik baş gösterince, köy halkı Kısra Yezdicerd’e şikâyette bulunarak: "Bizi himaye etmezseniz hepimiz Araplara tâbi olacağız" dediler.</div><div><br></div><div>unun üzerine Kısra Yezdicerd, başkomutan Rüstem’e orduyla sevk etmesini emretti. Ancak Rüstem;</div><div><br></div><div>Başkentten ayrıldığında rakip grupların kendisi aleyhinde komplo kurmasından korkuyor,</div><div><br></div><div>Düşmanı meydan savaşından ziyade savunma ve yıpratma taktikleriyle oyalamak istiyor,</div><div><br></div><div>Saldırı yerine Calinos adındaki cesur, harbe tedbirli ve aynı zamanda kâhin/müneccim olan komutanı öncü olarak göndermeyi teklif ediyordu.</div><div><br></div><div>Rüstem, Kısra Yezdicerd’e: "Arapların talihi açıktır. Şimdi mevcut kuvvetimizle büyük bir hezimete uğramaktansa, küçük fırkalar gönderip savunmada kalalım; harb talihimiz dönene kadar vakit kazanalım" dediyse de Yezdicerd, "Ya sen gitmelisin ya ben gitmeliyim" diyerek baskı yaptı. Çaresiz kalan Rüstem, istemeyerek de olsa ordusuyla Medâyin’den çıkıp Sâbât’a geldi.</div><div><br></div><div>Müslüman Elçilerin Medâyin’e Gidişi ve Kısra ile Görüşme</div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.), durumu Müminlerin Emiri Hazret-i Ömer’e bildirdi. Hazret-i Ömer’den gelen cevapta şöyle denilmekteydi:</div><div><br></div><div>"Düşmanların gözünde büyütme. Allah’tan yardım iste. Allah’a tevekkül et. Cesur ve kıvrak zekâlı kimselerden birkaç zâtı elçi olarak gönder. İranlıları dîne davet etsinler."</div><div><br></div><div>Bu emir üzerine Hazret-i Sa’d, heyet olarak şu seçkin isimleri görevlendirdi:</div><div><br></div><div>Numan bin Mukarrin, Yüsr bin İyâs, Rehm, Hamlete bin Huveyte, Hanzala bin Rabî, Fırat bin Hayyan, Adiyy bin Süheyl, Attar bin Hâcib, Kays bin Zurâre, Eş’as bin Kays, Haris bin Hişam, Âsım bin Amr, Amr bin Ma’dîkerib ve Mühennâ bin Hârise.</div><div><br></div><div>Elçiler, Rüstem’in ordugahına uğramadan doğrudan başkent Medâyin’e gittiler. Üzerlerinde silahlarından başka gösterişli hiçbir şey yoktu; ancak atlarının kişnemesi ve vakur duruşlarıyla şehirde büyük bir heybet estirdiler.</div><div><br></div><div>Kısra Yezdicerd, vezirlerini ve Rüstem’i Sâbât’tan çağırıp elçileri kabul etti. Tercüman aracılığıyla: "Gelmenize sebep nedir?" diye sordu.</div><div><br></div><div>Elçilerin İslam Daveti ve Yezdicerd’in Sert Tepkisi</div><div>Numan bin Mukarrin söz alarak Müslümanların geliş amacını şöyle açıkladı:</div><div>Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine bir peygamber gönderdiğini, iyiliği emredip kötülükten nehyettiğini ifade etti. İslam’ın güzelliklerini ve adaletini anlattıktan sonra şu üç seçeneği sundu:</div><div><br></div><div>Müslüman olmaları,</div><div><br></div><div>Müslüman olmuyorlarsa cizye vergisi verip koruma altına girmeyi kabul etmeleri,</div><div><br></div><div>İkisini de kabul etmezlerse savaşılması.</div><div><br></div><div>Kısra Yezdicerd bu sözlere hiddetlenerek şöyle karşılık verdi:</div><div>"Yeryüzünde sizden daha kötü bahtlı, nüfusu daha az ve daha fena bir millet bilmiyorum. Biz önceden sizin işinizi yakındaki köy ahalisine havale ederdik, onlar bile size yeterdi. Eğer kıtlık ve fakirlikten geldiyseniz size yiyecek ve giyecek verelim, başınıza da yumuşak bir melik tayin edelim."</div><div><br></div><div>Bunun üzerine Kays bin Zurâre söz alıp sert bir karşılık verdi:</div><div>Kays, Yezdicerd’in Arapların geçmişteki fakir ve perişan hali hakkındaki sözlerini doğruladı; fakat Allah’ın peygamber gönderip kendilerini izzet sahibi kıldığını belirtti. Numan’ın söylediklerinin arkasında durarak taleplerini yineledi.</div><div><br></div><div>İyice hiddetlenen Yezdicerd şöyle haykırdı:</div><div>"Benden önce elçi öldürmek bir melik geleneği olsaydı, ben ikinizi de öldürürdüm!"</div><div><br></div><div>Ardından saray görevlilerine emredip: "Bunun için başka bir şey yok. En büyüğünüz kimse bunu yüklensin de reisinize götürünüz!" diyerek bir zembil dolusu toprağı Müslüman elçilerin üzerine yükletti. Müslümanların Sâbât’ta duran Rüstem’i çiğneyip Kadisiye hendeklerine kadar sürüleceğini iddia etti.</div><div><br></div><div>Bu sırada Âsım bin Amr öne çıkarak toprağı yüklenmeyi kabul etti.</div><div>Toprak Yüklenme Hadisesi ve Rüstem’in Yorumu</div><div>Toprağı yüklenme sırası geldiğinde Âsım bin Amr öne çıkarak: "Onların şereflisi ve büyüğü benim" dedi. Zembildeki toprağı alıp hayvanına bindi ve arkadaşlarıyla birlikte yola çıktı.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas’ın (r.a.) yanına döndüğünde müjdeyi vererek: "Ya Sa’d! Müjde, Allâhu Teâlâ onların toprağını bize verdi" dedi.</div><div><br></div><div>Bu olayı duyan Kısra Yezdicerd, Rüstem’i çağırarak elçilerin toprağı alıp gittiğini söyledi. Rüstem ise: "Zannederim ki, en büyükleri değil ve ahmak da değillerdir. Lâkin bunu hayra yordu" diyerek bu durumun İran toprağının Araplara teslim edilmesi anlamına geldiğini sezdi ve durumu kötüye yordu.</div><div><br></div><div>Yezdicerd, daha önce Şâpûr Zü’l-Ektâf döneminde bedevi Arapların ağır yenilgilere uğratılmasıyla övünmekteydi. Ancak o dönemin şartları ile şimdiki şartlar çok farklıydı. İran Devleti ahlaken ve manen zayıflamış, Araplar ise İslam nuru ile aydınlanmıştı. Yezdicerd durumun farkında değilken, Rüstem yaklaşan felaketi görebiliyordu.</div><div><br></div><div>Rüstem’in Kadisiye’ye Hareketi ve Müneccimliği</div><div>Rüstem, yıldızlara bakarak Arapların talihinin açık, Acemlerin (İranlıların) ise uğursuz bir dönemde olduğunu hesaplamıştı. Başkomutanlık görevinden çekilmek istediyse de Yezdicerd’in ısrarı karşısında çaresiz kalarak orduyu hazırladı ve Sâbât’a geldi. Yezdicerd’e mektup yazarak af diledi fakat kabul görmedi.</div><div><br></div><div>Rüstem ordusunu hazırlayıp Sâbât’tan hareket ettirdi:</div><div><br></div><div>40 bin kişiden oluşan öncü kuvvetlerin başına Câlinos’u atadı.</div><div><br></div><div>Kendi emrine 60 bin asker aldı.</div><div><br></div><div>Sağ ve sol kollara Mihran ve Fîrûzan adındaki komutanları tayin etti.</div><div><br></div><div>30 bin teçhizatlı askeri merkez güce yerleştirdi.</div><div><br></div><div>Ordusunda 15’i merkezde, 15’i ise kanatlarda olmak üzere 30 zırhlı ve teçhizatlı fil bulunuyordu.</div><div><br></div><div>Câlinos da Rüstem gibi müneccim olup yıldız hükümlerinden Arapların galip geleceğini anlamıştı. Sâbât köprüsünden geçerken Rüstem’in yanına gelerek: "Sen benim gördüğümü görmüyor musun?" diye sordu. Rüstem ise: "Evet, görüyorum ama ben boyun eğmeye mecburum" yanıtını verdi.</div><div><br></div><div>Rüstem’in Kardeşi Bendevân’a Mektubu</div><div>Rüstem, Sâbât’tan Kadisiye’ye giderken Kısra’nın yanında bulunan kardeşi Bendevân’a şu mektubu yazdı:</div><div><br></div><div>"Kalelerinizi tamir ediniz, harb malzemelerini hazırlayınız, harbe hazır olunuz. Araplar sizin malınızı, mülkünüzü ve evlâdınızı paylaşacak gibi görünüyor. En çok gücüme giden şey, Şâh’ın bana 'ya sen gitmelisin, ya ben gitmeliyim' demiş olmasıdır. Benim niyetim, bir müddet Araplar’a müdafaza ile talihleri uğursuzluğa dönünceye kadar vakit kazanmaktı. Çünkü balık burcu suyu bulandırdı. Merih gitti. Bu yıldızların hükümlerine göre o kavim, bize galip gelir ve bu memleketleri alırsa bu devlet batar. Sâsânî hükümdarlarının soyu sona erer. İranlılar’ın haline verâğa yazık! Ben bu sözleri valideye söyle. Benim tarafımdan onunla vedalaş ve bu dünya sarayından gönlünü al. Zira vakit daraldı. Bundan sonra Şâh, benim yüzümü göremeyecek. Benim için kurtuluş yok. İran toprakları hisse kalsın. Çünkü Cihan iktidar sahibine dar olacak. Uğrunda canını feda et. O hanedandan yalnız o kaldı. Benim Araba işim sona erinceye kadar sen onu muhafaza et. Cihanda ondan başka efendi yoktur. Ondan sonra bu hanedandan kimse görülmez. Çünkü taht münberle beraber olur. Hep âlem, Ebûbekir ve Ömer’e memur ederek ilerliye sevk etti. Bu yokuşun önünde bir uzun iniş var. Ondan sonra ne taht görürsün ne iktidar sahibi. Bahtiyarlık ancak Arabındır."</div><div><br></div><div>Mektubunda kederini dile getiren Rüstem, kendi pehlivanlığı döneminde Sâsânîlerin en güçlü dönemini yaşadığını ancak şimdi mızrakların bile taşlara işlemediğini, elinin ayağının tutmaz olduğunu belirtti.</div><div><br></div><div>Rüstem ile Arab Esirinin Görüşmesi</div><div>Rüstem, ağır yürüyüşlerle ilerlerken adamları Hîre’ye doğru giderken bir Arap esir alıp huzuruna getirdiler. Rüstem ile esir arasında şu diyalog geçti:</div><div><br></div><div>Rüstem: "Buraya niye geldiniz, ne istiyorsunuz?"</div><div><br></div><div>Arap Esir: "Biz İslâm’dan yüz çevirdiğiniz takdirde Allâhu Teâlâ’nın bize vaad ettiği yerleri isteriz."</div><div><br></div><div>Rüstem: "Eğer daha evvel katılınursanız?"</div><div><br></div><div>Arap Esir: "Bizden ölen cennete gider ve geri kalanlarımıza Cenâb-ı Hakk, vaadini yerine getirir."</div><div><br></div><div>Rüstem: "Öyle ise Allah, bizi sizin elinize teslim etmiş desene."</div><div><br></div><div>Arap Esir: "Sizi bize teslim eden kötü amellerinizdir. Etrafında gördüğün kalabalığa aldanma. Sen, insanla uğraşmıyorsun. Kaza ve kadere karşı gidiyorsun."</div><div><br></div><div>Bu sözler üzerine hiddetlenen Rüstem, Arabın boynunu vurdurdu.</div><div><br></div><div>İran Askerlerinin Zorbalığı ve Rüstem’in Rüyası</div><div>İran askerleri çevreye yayılarak halkın mallarını yağmalamaya, namuslarına tecavüz etmeye başladılar. Hîre ve çevre belde halkı Rüstem’e gelerek şikâyette bulundu. Rüstem askerlerine kızarak: "Ey İranlılar! O öldürülen Arab doğru söylemiş... Sen zaferden âciz olup da bir de bize kızma" diyerek kendi askerlerini azarladı.</div><div><br></div><div>Rüstem bu süreçte Necef mevkiine geldiğinde gece rüyasında gökten bir meleğin indiğini gördü. Rüyada Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hazret-i Ebûbekir (r.a.) ve Hazret-i Ömer (r.a.) ile birlikteydi. Melek, İranlıların silahlarını alıp Resûlullâh’a, O da Hazret-i Ömer’e verdi. Kederle uyanan Rüstem, rüyasını kimseye anlatamadı.</div><div><br></div><div>Rüstem sahte yürüyüşlerle zaman kazanmak, sahte anlaşmalar teklif ederek savaşı geciktirmek istiyordu. Ancak Kısra sürekli acele etmesini emrettiği için mecburen Kadisiye’ye kadar geldi.</div><div><br></div><div>Kadisiye Savaşı Öncesi Sayısal Durum</div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas’ın Ordusu: İlk etapta 30 bin neferden oluşuyordu.</div><div><br></div><div>Takviye Birlikler: Hâşim bin Utbe ve Ka'kâ' komutasında Şam’dan iade olunan 4 bin Irak askerinin de gelmesiyle İslâm ordusunun sayısı 44 bin nefer oldu.</div><div>Kadisiye’de Karşılaşma ve Zühre ile Rüstem'in Görüşmesi</div><div>İran ordusunun tamamı henüz ulaşmadan Kadisiye’de savaş adımları başladı. Rüstem’in emrinde 120.000 asker vardı ve bunun 30.000’i birbirine zincirlerle bağlıydı. Rüstem bu büyük kuvvetle Kadisiye’ye vararak Atîk nehri boyunca ordugahını kurdu; filleri ve askerlerini harp nizamına sokarak çevreye dehşet saçtı.</div><div><br></div><div>Sabahleyin ordusunu teftiş eden Rüstem, köprü başına gelerek Müslüman ordusunun öncü kuvvetler komutanı Zühre bin Abdullâhi’t-Temîmî ile görüşmek istedi. Rüstem, tatlı bir dille:</div><div><br></div><div>"Siz bizim komşularımız olup bazen bize müracaat ederdiniz, biz de size ihsan ederdik" diyerek bir miktar mal ve para verip sulh yapmayı teklif etti.</div><div><br></div><div>Zühre (r.a.) ise şu cevabı verdi:</div><div><br></div><div>"Biz dünyalık talebi için gelmedik. Evvelce bizim hâlimiz dediğiniz gibiydi. Sonra Cenâb-ı Hakk bize Peygamber gönderdi. Bizi Hakk’a davet etti. Biz de ona uyduk ve bu dini kabul etmeyenlerin üzerine bizi musallat kıldı ve bize yardım vaad etti."</div><div><br></div><div>Rüstem, "O Hak din nedir?" diye sorunca Zühre (r.a.):</div><div><br></div><div>"Bu dinin esası Kelime-i Şehadettir, bir de Allah’a ibadet etmektir. Siz de bu hususta diğer insanlarla kardeşsiniz. Zira hepimiz Âdem ve Havva evlâdıyız" dedi.</div><div><br></div><div>Rüstem, "Biz bu dini kabul edersek dönüp gider misiniz?" diye sorunca Zühre (r.a.), "Evet, vallahi!" diyerek onayladı. Rüstem ordugahına dönüp İran’ın ileri gelenlerini toplayarak Zühre’nin sözlerini aktardı ancak İranlılar bu teklife soğuk baktılar.</div><div><br></div><div>Rüstem’in Anlaşma Arayışı ve Reb’î bin Âmir’in Elçiliği</div><div>Rüstem, savaşı bir şekilde anlaşma ile bitirmek amacıyla Hazret-i Sa’d bin Ebî Vakkas’a yeniden bir elçi göndermesi için haber yolladı. Sa’d Hazretleri elçi olarak Reb’î bin Âmir (r.a.)’i görevlendirdi.</div><div><br></div><div>Reb’î (r.a.), zırhını giyip kılıcını kuşandı ve atına binerek Rüstem’in ordugahına girdi:</div><div><br></div><div>Rüstem, çadırında yaldızlı tahtı üzerinde sırmalı yastıklara yaslanmış oturuyordu; etrafı değerli sırmalı döşemelerle kaplıydı.</div><div><br></div><div>Reb’î (r.a.) atıyla çadırın içine, sırmalı döşemelerin üzerine kadar ilerledi. Atından inip atını bağlamak üzere iki sırmalı yastığı yardı ve yularının ucunu onlara geçirdi.</div><div><br></div><div>Üzerinde çuvaldan bir elbise vardı. Süslü altın ve sırma kaplı döşemeleri çiğneyerek Rüstem’e doğru yürüdü.</div><div><br></div><div>Kendisini halılara oturtmak istediklerinde: "Bize göre sizin böyle döşemeleriniz üzerinde oturmak caiz değildir" diyerek toprağın üzerine oturdu.</div><div><br></div><div>Reb’î bin Âmir ile Rüstem Arasındaki Diyalog</div><div>Rüstem, tercüman vasıtasıyla: "Buraya gelmenize sebep nedir?" diye sordu.</div><div><br></div><div>Reb’î bin Âmir’in Ayrılışı ve İranlıların Değerlendirmesi</div><div>Reb’î (r.a.) konuşmasını tamamlarken: "İşte bu şartlar dairesinde savaşa hazır olun. Ben bu ifadelerime arkadaşlarım tarafından kefilim" dedi.</div><div><br></div><div>Rüstem’in "Sen onların reisi misin?" sorusuna Reb’î (r.a.): "Hayır, reisi değilim. Lâkin ehl-i İslâm tek vücuddur. Birimizin caiz gördüğünü diğerleri de caiz görür" cevabını verip ordugahtan ayrıldı.</div><div><br></div><div>Reb’î gittikten sonra Rüstem, milletinin büyükleriyle müşavere ederek: "Bu adamın sözleri gibi değerli söz işittiniz mi?" diye sordu. Etrafındakiler "Maazallah bu kıyafette olan herifin aklına uyalım ve dinine meyledelim. Elbiselerini görmüyor musun?" deyince Rüstem onlara kızarak: "Yazık size ki, elbiseye bakıyorsunuz. Söze ve ahlâka bakınız. Arab, kıyafete itibar etmez. Şân ve şerefini muhafaza eder" dedi.</div><div><br></div><div>Huzeyfe bin Muhsın’ın Elçiliği</div><div>Ertesi gün Rüstem, Reb’î’yi tekrar çağırttı. Ancak Hazret-i Sa’d onun yerine Huzeyfe bin Muhsın (r.a.)’ı gönderdi.</div><div><br></div><div>Huzeyfe (r.a.) de tıpkı Reb’î gibi kılık kıyafetine önem vermeyip at üzerinde Rüstem’in çadırının önüne kadar geldi. Rüstem: "Evvelki elçi niçin gelmedi?" diye sorunca Huzeyfe (r.a.): "Komutanımız aramızda adalet eder. Bugün nöbet benimdir" dedi. Rüstem anlaşmanın mühletini sorunca Huzeyfe (r.a.): "Dünden itibaren üç gündür" yanıtını verip atından inmeden oradan ayrıldı.</div><div><br></div><div>Muğîre bin Şû'be’nin Elçiliği ve Sert Tartışma</div><div>İkinci günün ardından Rüstem tekrar bir elçi istedi. Hazret-i Sa’d bu kez Muğîre bin Şû'be (r.a.)’yi görevlendirdi. Rüstem bu defa tam bir gövde gösterisi hazırlatmıştı: Çadırından bir ok atımı mesafeye kadar kilimler, sırma elbiseli muhafızlar ve zinetler döşetmişti.</div><div><br></div><div>Muğîre bin Şû'be (r.a.) çadıra girdi ve doğrudan Rüstem’in yanıbaşına, tahtın üzerine oturdu. Muhafızlar hemen onu tahttan indirip başka yere oturtmak isteyince Muğîre (r.a.) tepki gösterdi:</div><div><br></div><div>"Ben sizin gibi sefih bir kavim bilmem. Bizim bazımız bazımıza kul tutmayız. Sizi de öyle sandım. Bazınızın bazılarınıza rabbi olduğunu bana haber vermeliydiniz. Bununla beraber ben size kendiliğimden gelmedim. Siz beni davet ettiniz. Bugün bildim ki siz mağlupsunuz. Çünkü bir mülk, bu gidişatla ayakta kalmaz."</div><div><br></div><div>İran halkı ve askerleri bu sözler üzerine "Vallahi bu Arab doğru söylüyor" derken, ileri gelenler "Bu elçi hizmetkârlarımızın hoşuna gidecek güzel sözler söyledi" diyerek kederlendiler.</div><div><br></div><div>Rüstem, Muğîre’ye dönerek Arapların geçmişteki fakirliğinden, kıtlığından, küçüklüğünden bahsedip kendilerine biraz hurma ve arpa verip geri göndermeyi teklif etti.</div><div><br></div><div>Muğîre bin Şû'be (r.a.) şu karşılığı verdi:</div><div><br></div><div>"Biz evvelce dediğiniz gibi pek fena haldeydik. Lâkin dün başka, bugün başkadır..."</div><div><br></div><div>Muğîre (r.a.), Allah’ın kendilerine Peygamber gönderdiğini, İslam’ı kabul etmezlerse cizye ödemeleri ya da savaşmaları gerektiğini kararlılıkla yineledi.</div><div><br></div><div>Rüstem hiddetlenerek: "Bizden ölenler erişmeden ölürseniz?" diye sordu. Muğîre: "Bizden ölenler cennete gider, geri kalanlarımız sizi yener" cevabını verdi.</div><div><br></div><div>Rüstem gazaba gelerek: "Hepinizi idam etmedikçe sizinle anlaşmam!" diye yemin etti. Muğîre (r.a.) de oradan ayrıldı.</div><div><br></div><div>Rüstem arkasından bir memur göndererek: "Köprüyü kıracak olursanız yarın gözünü patlatırım" diye haber gönderdi. Muğîre (r.a.) ise memura: "Beni hayır ve sevapla müjdedin. Eğer bugünden sonra sizin gibi müşriklerle cenk ve cihad etmeyecek olsam, diğer gözümün gittiğini de temenni ederdim" cevabını iletti.</div><div><br></div><div>Rüstem’in Hakikati İtiraf Etmesi ve Savaş Hazırlığı</div><div>Muğîre gittikten sonra Rüstem etrafındakilere gerçeği şöyle haykırdı:</div><div><br></div><div>"Siz nerede, onlar nerede? Vallahi onlar doğru olsunlar, yalancı olsunlar hakikatten adamdırlar. Vallahi akıl ve dirayetleri ve sırlarını saklamaları hasebiyle yalnız kendi aralarında anlaşmazlığa düşmemek meziyetini kazanmışlarsa gayelerine erişmek için onlardan büyük bir kavim yoktur... Ey İran halkı! Sizin hakkınızda Allah’ın bir belâ ve musibeti var ki, reddetme hakkına sahip değilsiniz."</div><div><br></div><div>Sonra Hazret-i Sa’d tekrar elçiler göndererek İranlıları bir kez daha dine davet etti fakat bir fayda vermedi. Nihayet Rüstem haber gönderip: "Nehri siz mi geçersiniz? Yoksa biz mi geçelim?" diye sordu. Müslümanlar "Siz geçiniz" deyince İran ordusu köprüye doğru harekete geçti.</div><div><br></div><div>Rüstem, gece vakti nehir üzerine köprü kurdurarak ordusunu ve fillerini karşıya geçirdi. Askerlerini ve fillerini harp nizamına soktu.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas’ın Durumu ve Komuta Düzeni</div><div>Kısra Yezdicerd, Kadisiye’ye kadar olan mesafeye adım başı adam koymuştu; böylece haberler anında saraya ulaştırılıyordu.</div><div><br></div><div>Hazret-i Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) bu sırada kalça kemiğinden kaynaklanan ağır bir siyatik hastalığına yakalanmıştı. Ayakta duramıyor, oturmakta bile güçlük çekiyordu.</div><div><br></div><div>Bu sebeple orduyu görebileceği yüksek bir köşkün üzerine çıktı. Göğsünün altına yastık koyup köşkün duvarına dayanarak ordusunu oradan kontrol ve sevk etmeye başladı. Sahadan vekalet için Hâlid bin Urfuta (r.a.)’yı yerine vekil tayin etti.</div><div><br></div><div>Ayrıca ordunun moralini yüksek tutmak ve askeri harbe teşvik etmek için meşhur şair ve sahabilerden;</div><div><br></div><div>Muğîre bin Şû'be,</div><div><br></div><div>Huzeyfe bin Muhsın,</div><div><br></div><div>Âsım bin Amr,</div><div><br></div><div>Tuleyha bin Huveylid,</div><div><br></div><div>Kays bin Makşûh,</div><div><br></div><div>Gâlib bin Abdullah ve Amr bin Ma’dîkerib gibi isimleri askerlerin arasına gönderdi.</div><div><br></div><div>Bu zatlar Ashâb-ı Kirâm’a ve askerlere Enfâl Sûresi’ni okudular. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin okunmasıyla askerlerin kalplerine derin bir huzur ve sekînet geldi.</div><div><br></div><div>Hazret-i Sa’d’ın Askerlere Hitabı ve Savaş Parolası</div><div>Sa’d Hazretleri köşkten askerlerine şöyle hitap etti:</div><div><br></div><div>"Mevzilerinizi muhafaza ediniz. Ögle namazından sonra ben dört tekbir alacağım."</div><div><br></div><div>Birinci tekbirde: Hazırlığınızı yapın, silahlarınızı kuşanıp cenge hazır olun.</div><div><br></div><div>İkinci tekbirde: Yine tekbir alınız ve silahlanınız.</div><div><br></div><div>Üçüncü tekbirde: Askeri harbe kızıştırınız.</div><div><br></div><div>Dördüncü tekbirde: Düşman üzerine hücum ediniz.</div><div><br></div><div>Sa’d Hazretleri sözlerini şöyle tamamladı:</div><div><br></div><div>"Öne atılıp 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' deyiniz."</div><div>Kadisiye Savaşı'nın Başlaması ve İlk Mübarezeler (Er Meydanı Kapışmaları)</div><div>Askerler Sa’d Hazretleri’nin emirlerine uyarak üçüncü tekbirde öncü kuvvetler öne çıkıp harbi kızıştırdılar. İranlıların da öncü kuvvetleri çıkıp çetin bir savaşa tutuştular.</div><div><br></div><div>O gün ilk esir edilen kişi, İran büyüklerinden Hürmüz adındaki kimseydi. Onu Gâlib bin Abdillâhi’l-Esedî esir edip Sa’d Hazretleri’nin yanına götürdü ve tekrar harbe döndü.</div><div><br></div><div>İran pehlivanlarından biri er meydanına çıkıp er diledi. Amr bin Mâ’dîkerib karşı çıkıp onu vurup yere serdi.</div><div><br></div><div>Fillerin Saldırısı ve Benî Esed ile Benî Temîm'in Direnişi</div><div>Savaşın ilerleyen safhalarında Acemler fillerini sürdüler. On yedisi Bajil kabileleri üzerine hücum etti. Arap hayvanları fillerden ürktü. Bajil ordusu zor durumda kalınca Sa’d Hazretleri Benî Esed askerine emredip yardıma gönderdi. Benî Esed hemen yetişip fillerin önünü kesti.</div><div><br></div><div>Eş'as bin Kays el-Kindî meydan yerine çıkıp kendi kabilesine:</div><div><br></div><div>"Ey Kinde bahadırları! Benî Esed'in halini görmüyor musunuz? Seyirci olup durmak bize yakışır mı?" deyip teşvik etti.</div><div><br></div><div>Kinde bahadırlarının şiddetli hücumuyla önlerinde bulunan İran fırkası geri kaçtı. Ancak İranlılar bu kez hep birden Benî Esed üzerine yüklendiler. Zû'l-Hâcib ve Câlinos da aralarındaydı. Sa’d Hazretleri dördüncü tekbiri aldı ve İslam askerleri her taraftan hücuma geçti.</div><div><br></div><div>Benî Esed kendi yerinde sabit durarak mücadele etti ve o gün aralarından 5 nefer şehit oldu. İranlılar hep birlikte fillerini sağ ve sol kanatların üzerine sürdüler. Arap atları fillerden korkup harp düzenini bozdu.</div><div><br></div><div>Fillerin Etkisiz Hale Getirilmesi</div><div>Hazret-i Sa’d fillerin çaresine bakmak üzere Âsım bin Amr et-Temîmî’ye haber gönderdi. Benî Temîm'in nişancı ve okçularını toplayıp fillerin üzerindeki süvarilere ok yağdırdılar. Benî Temîm'in ustalıkla seçilmiş bir fırkası:</div><div><br></div><div>Fillerin arkalarına dolandı.</div><div><br></div><div>Kolanlarını ve mahfillerinin bağlarını kestiler.</div><div><br></div><div>İçindeki İran askerlerini yere düşürerek etkisiz hale getirdiler.</div><div><br></div><div>Filler geri dönüp kaçmaya başlayınca korkunç çığlıklar attılar; bu sırada Arap süvarileri hamle yapıp akşama kadar çetin bir mücadele verdiler. Gece karanlığı bastırınca iki taraf ayrıldı.</div><div><br></div><div>Ka’kâ’ bin Amr’ın Gelişi ve Moral Takviyesi</div><div>Ertesi sabah Sa’d Hazretleri şehitleri defnettirip yaralıları kadınlar taifesine teslim etti. Şam tarafından gelen askerler ilk kez göründü ve herkesin dikkatini çekti.</div><div><br></div><div>Şam’dan Hâşim bin Utbe bin Ebî Vakkas komutasında gelen ordunun öncü kuvvetler komutanı Ka'kâ' bin Amr idi. Ka'kâ', 1.000 atlı ile ilerleyip Kadisiye’ye yaklaşırken askerlerini göz erimi mesafede onar kişilik takımlara ayırıp aralıklı olarak orduya katilmalarını emretmişti.</div><div><br></div><div>Ka'kâ' orduya varıp selam verdi ve Müsennâ’nın bu muharebede bulunamamasına üzüldüğünü belirtip ordunun sevk ve gayretini tazeledi. Ebûbekir es-Sıddîk’ın (r.a.) "Ka'kâ' gibi bir adamın bulunduğu ordu mağlup olmaz" sözü İslam askerine büyük teselli oldu.</div><div><br></div><div>Ka'kâ' hemen er meydanına çıkıp er diledi. Karşısına çıkan İran büyüklerinden Zû'l-Hâcib’i kılıcıyla yere serdi. Zû'l-Hâcib’in ölümü İranlılara büyük bir ümitsizlik verdi. Ka'kâ' takımları arkadan geldikçe tekbir getirterek düşmana hücum ettirdi. O gün otuz defa er meydanına çıkıp her defasında bir pehlivanı katletti.</div><div><br></div><div>Ayrıca A’ver bin Kutna, Sicistan valisiyle dövüşüp onu öldürdü. Benî Temîm’den biri de Rüstem’in üzerine hücum ettiyse de katledilmeyip şehit düştü.</div><div><br></div><div>Deve Taktiği ve Gece Muharebesi</div><div>Dünkü muharebede fillerin mahfelleri kesildiği için o gün İranlılar filleri er meydanına süremediler. Ka'kâ' bu kez develerin üzerine örtüler ve korkutucu örtüler çektirip üzerlerine adamlar bindirdi. Bunlar İran atlarının üzerine sürülünce, İran atları develerden ürküp geri kaçtı. İranlıların bu deveden gördükleri zarar, Müslümanların fillerden gördüğü zarardan çok daha fazla oldu.</div><div><br></div><div>Öğle vaktine kadar süvari muharebesi oldu; öğleden sonra iki taraf birbirine hücum ederek gece yarısına kadar şiddetli bir savaş sürdü.</div><div><br></div><div>Ebû Mıhcen el-Sekafî’nin Kahramanlık Hikayesi</div><div>Meşhur kahraman ve şair Ebû Mıhcen es-Sekafî, şaraba olan düşkünlüğü sebebiyle Sa’d Hazretleri tarafından savaş öncesinde köşkte zincire vurulup hapsedilmişti. Savaşın ikinci günü Ebû Mıhcen hapsedildiği yerden muharebeyi izleyip dayanamadı.</div><div><br></div><div>Sa’d Hazretleri’nin zevcesi Selma’ya yalvararak:</div><div><br></div><div>"Beni salver ve Sa'd'ın 'Belka' adındaki kısrağını bana ver. Şu muharebede bulunayım. Allâhu Teâlâ selâmet verirse geri gelirim" dedi.</div><div><br></div><div>Selma kıyamayıp onu salıverdi. Ebû Mıhcen yüzünü kapatıp Belka’ya bindi ve düşmanın sağ koluna dalarak harikulade bir kahramanlık gösterdi. Yüzü kapalı olduğu için kimse onu tanıyamadı.</div><div><br></div><div>Köşkten onu izleyen Sa’d Hazretleri: "Atın yürüyüşü Belka’nın yürüyüşü, hücumu da Ebû Mıhcen’in hücumu ama Ebû Mıhcen bağlıdır" dedi. Askerler ise onun bir melek veya Hızır (a.s.) olabileceğini düşündüler.</div><div><br></div><div>Gece yarısı iki asker ayrılınca Ebû Mıhcen söz verdiği gibi geri dönüp ayaklarını tekrar köşkün altındaki zincire vurdu.</div><div><br></div><div>Selma durumu Sa’d Hazretlerine anlatınca Sa’d (r.a.):</div><div><br></div><div>"Artık haram iş yapmadıkça seni yalnız sözün için azarlamam" diyerek Ebû Mıhcen’i salıverdi.</div><div><br></div><div>Ebû Mıhcen de:</div><div><br></div><div>"Bundan sonra ben de kötü söz söylemek üzere lisanıma müsaade etmem" diyerek bir daha içki içmeyeceğine söz verdi.</div><div><br></div><div>Ertesi gün sabahleyin şehitler defnedildi. İki gün süren muharebede Müslümanlardan 2.000 kadar şehit ve yaralı var iken, İranlıların ise 10.000’den fazla ölüsü meydanda kaldı.</div><div>Kadisiye’de Taktik Hamleler ve Fillerin Etkisiz Hale Getirilmesi</div><div>Ka'kâ' bin Amr, gece ordugahından ayrılarak emrindeki askerlerin bölük bölük ve aralıklı biçimde orduya katılması için gerekli talimatları vermişti. Sabah güneş doğarken bu birlikler parça parça gelip tekbir getirerek orduya katıldı. Bu durum Müslüman ordusunun moralini yükseltirken, düşmana korku saldı.</div><div><br></div><div>İranlılar, hasar gören mahfillerini tamir edip fillerini tekrar cepheye sürdüler. Arap atları fillerden yine ürktü. Ancak filler, üzerlerindeki askerler ve onları koruyan birliklerle âdeta birer kale gibi hareket ederek Müslümanlara zayiat verdiler. Şam’dan Hâşim’e katılıp gelmiş olan Kays bin Mekşûh ile Amr bin Mâ'dîkerib, düşman saflarına dalarak büyük kahramanlıklar gösterdiler.</div><div><br></div><div>Hazret-i Sa’d, fillerin yarattığı tehlikeyi bertaraf etmek için Ka'kâ' ve biraderi Âsım’a haber gönderdi:</div><div><br></div><div>Ka'kâ' ve Âsım (r.a.), yanlarına aldıkları piyade ve süvarilerle ordunun önündeki beyaz fil ile Himal ve Zebîl adındaki kişilerin kontrolündeki diğer büyük filin üzerine yürüdüler.</div><div><br></div><div>Mızraklarıyla fillerin gözlerini kör edip hortumlarını kestiler.</div><div><br></div><div>Acı içinde çıldıran filler geri dönüp kaçmaya başladı ve nehre atlayarak İran saflarını ezdi. Diğer filler de onları takip ederek Medâyin’e doğru kaçtı.</div><div><br></div><div>"Harîr Gecesi" ve Rüstem’in Öldürülmesi</div><div>Fillerin çekilmesiyle savaş daha da kızıştı. Akşam olduğunda muharebe durmadı; "Harîr Gecesi" olarak anılan bu gecede sabaha kadar kılıç ve silah sesleri kesilmedi.</div><div><br></div><div>Sabah olduğunda askerler yorgundu. Ka'kâ' bin Amr, diğer kumandanlarla anlaşarak son bir hamle için askerleri teşvik etti. Düşman muhafızlarını yararak doğrudan başkomutan Rüstem’in çadırına doğru hücum ettiler.</div><div><br></div><div>Şiddetli çıkan bir rüzgar Rüstem’in çadırını uçurdu. Rüstem bir katırın gölgesinde saklanmaya çalışırken, Hilâl bin Alkame onu görüp katletti. Ardından Rüstem’in tahtına çıkarak:</div><div><br></div><div>"Ey Müslümanlar! Kâ'be’nin Rabbine yemin ederim ki Rüstem’i öldürdüm!" diye haykırdı.</div><div><br></div><div>Rüstem’in öldüğünü duyan İran ordusu tamamen dağıldı. Kaçmaya çalışanların bir kısmı nehre düşüp boğuldu, bir kısmı ise takibe uğrayarak kılıçtan geçirildi. Düşman komutanlarından Câlinos da kaçmaya çalışırken Zühre bin Abdullâhi’t-Temîmî tarafından öldürüldü.</div><div><br></div><div>Ganimetler, Bilançolar ve Medâyin’e Mektup</div><div>İran’ın en büyük ve meşhur kutsal sancağı olan Direfş-i Kâviyânî (Kaviyan Sancağı), Dırâr bin Hâttâb tarafından ele geçirildi. Mücevherlerle kaplı bu sancağa 30.000 dirhem değer biçildi. Elde edilen muazzam ganimetler toplandı.</div><div><br></div><div>Müslüman Kayıpları: Kadisiye Savaşı boyunca Müslüman ordusu yaklaşık 8.500 şehit verdi. Kays bin Mekşûh gibi isimler bu savaşta yaralandı.</div><div><br></div><div>İran Kayıpları: Düşman ordusu ise on binlerce ölü verdi; kalan az sayıdaki asker Bâbil’e kaçarak sığındı.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) fetihnamesini yazarak Medine’ye, Hazret-i Ömer’e gönderdi. Halife Ömer (r.a.) ve Medine halkı bu zafer haberiyle büyük bir sevinç yaşadı. Kısra Yezdicerd ise ordusunun yok olduğu ve Rüstem’in katledildiği haberini alınca derin bir üzüntü ve şaşkınlığa düştü.</div><div><br></div><div>Übülle’nin Fethi ve Basra’nın Kuruluşu</div><div>Irak topraklarının fethi sürerken (Hicri 14. sene), Hazret-i Ömer (r.a.) deniz sahilindeki Übülle beldesinin fethi için Utbe bin Gazvan (r.a.)’ı görevlendirdi.</div><div><br></div><div>Utbe bin Gazvan emrindeki az sayıda askerle Übülle üzerine yürüdü.</div><div><br></div><div>Bölge ahalisi ve İran garnizonuyla yapılan çetin savaşın ardından şehir fethedildi ve bol miktarda ganimet ele geçirildi.</div><div><br></div><div>Zafer haberleri ve ganimetlerin beşten biri Medine’ye gönderildi.</div><div><br></div><div>Ardından Utbe (r.a.), ordusuyla Basra mevkiine gelip yerleşti; burada mescit ve idari binalar inşa ettirerek Basra şehrinin temelini attı.</div><div><br></div><div>Teravih Namazının Cemaatle Kılınması (Hicri 14)</div><div>Bu yıla kadar Ramazan-ı Şerif’te teravih namazı evlerde ferdi olarak kılınmaktaydı. Hicretin 14. senesinin Ramazan ayında Hazret-i Ömer (r.a.), Mescid-i Nabevî’de kandiller yaktırıp teravih namazının yatsı namazından sonra cemaatle kılınmasını emretti ve bu uygulamayı diğer İslam beldelerine de bildirdi.</div><div><br></div><div>Şam Cephesindeki Gelişmeler ve Suriye Fetihleri (Hicri 15 / M. 636)</div><div>Şam ordusu başkomutanı Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.); Şurahbîl bin Hasene ve Amr bin Âs’ı Ürdün ve Filistin taraflarına gönderdikten sonra kendisi Hâlid bin Velîd ile Humus üzerine yürümüştü.</div><div><br></div><div>Bizans (Rum) İmparatoru Hirakl, General Teodor ve Yanis komutasında iki büyük ordu gönderdi. Mercü’r-Rûm mevkiinde yapılan savaşlarda:</div><div><br></div><div>Hâlid bin Velîd (r.a.), Teodor’un ordusunu mağlup edip Teodor’u öldürdü.</div><div><br></div><div>Ebû Ubeyde (r.a.) da General Yanis’in ordusunu hezimete uğrattı; Yanis kaçmaya çalışırken öldürüldü.</div><div><br></div><div>Bu zaferlerin ardından fetihler hızla devam etti:</div><div><br></div><div>Humus ve Baalbek: Kuşatılan Humus ve Baalbek beldeleri cizye ve haraç vermek üzere sulh yoluyla teslim oldu.</div><div><br></div><div>Şeyzer, Maarra, Lazkiye ve Hama: Ebû Ubeyde (r.a.) Şeyzer ve Maarra beldelerini, ardından kılıç gücüyle Lazkiye’yi fethetti. Ubâde bin Sâmit’i Hama üzerine gönderdi; Hama halkı cizye ödemeyi kabul ederek teslim oldu.</div><div><br></div><div>Kınnesrîn ve Halep: Hâlid bin Velîd, Hirakl’in oğlu Minas’ın bulunduğu Kınnesrîn üzerine yürüyüp şehri zorla fethetti ve düşman kuvvetlerini tamamen dağıttı.</div><div><br></div><div>El-Cezîre ve Urfa Bölgesi: Ebû Ubeyde ve Hâlid bin Velîd’in başarıları üzerine İyaz bin Ganem, Amr bin Mâlik ve Abdullah bin Ganem gibi komutanlar el-Cezîre, Reha (Urfa), Karkîsiya ve Musul taraflarındaki beldeleri fethederek kontrol altına aldılar.</div><div>İmparator Hirakl’in Çekilmesi ve Suriye Şehirlerinin Fethi</div><div>İmparator Hirakl, Şam ve Irak ordularının arasında durmanın tehlikeli olduğunu, artık Şam beldelerinin muhafazasının mümkün olmadığını anlayarak Urfa’dan Simsât’a vardı. Hasretle Suriye’ye bakarak:</div><div><br></div><div>"Elvedâ ey Suriye! Bundan sonra buluşmamak üzere elvedâ" diyerek ayrıldı.</div><div><br></div><div>İskenderun ile Tarsus arasındaki kaleleri boşalttı, Antakya ile Bizans sınırları arasını çöl gibi bıraktı.</div><div><br></div><div>Bölgedeki İlerleyiş:</div><div><br></div><div>Antakya: Ebû Ubeyde (r.a.) Kınnesrîn’in fethinden sonra Halebi kuşattı, ardından Antakya üzerine yürüdü. Kınnesrîn ve diğer yerlerden kaçan halk Antakya’ya sığınmıştı. Af ve merhamet dileyerek şehri teslim ettiler.</div><div><br></div><div>Maarratü’l-Masrîn: Birtakım Rumların toplandığı haber alınınca Ebû Ubeyde (r.a.) orayı da fethetti.</div><div><br></div><div>Menbiç ve Bâlis: Ebû Ubeyde geri dönüp Menbiç’i, ardından Bâlis’i fethetti. Fırat nehrine kadar olan yerler Müslümanların eline geçti.</div><div><br></div><div>Maraş: Hâlid bin Velîd (r.a.) Maraş’a gönderildi; halkın af istemesi üzerine Maraş da fethedildi. Böylece Dimeşk, Kınnesrîn, Haleb, Antakya ve civarları tamamen İslam hakimiyetine girdi.</div><div><br></div><div>Filistin ve Kudüs Cephesi</div><div>Ebû Ubeyde (r.a.) Şam tarafını emniyete aldıktan sonra Filistin tarafına geçti. Şurahbîl bin Hasene Ürdün vadisini fethetti. Amr bin Âs da Filistin emiri olarak atandı.</div><div><br></div><div>Filistin komutanı hilebaz Artebon, Remle ve Kudüs’ü tahkim etmekteydi.</div><div><br></div><div>Filistin Beldelerinin Fethi: Amr bin Âs; Alkame ile Mesrûk’u Kudüs üzerine, Ebû Eyyûb ve Eyyûb-ı Mâlikî’yi Remle üzerine gönderdi. Şam valisi Yezid bin Ebî Süfyan da yardıma geldi. Kaysariyye kuşatıldı.</div><div><br></div><div>Ecnâdin ve Yermük Benzeri Savaş: Remle tarafındaki Rum birlikleri Kaysariyye ve Kudüs’tekilerle birleşti. Amr bin Âs (r.a.) kuvvetlerini toplayıp şiddetli bir muharebeyle Artebon’un ordusunu bozguna uğrattı. Artebon Kudüs’e kaçtı.</div><div><br></div><div>Kudüs Kuşatması: İslam ordusu Kudüs’ü kuşattı. Gazze, Sebastiyye, Nablus, Yafa ve civarları fethedildi.</div><div><br></div><div>Kudüs’ün ileri gelenleri, Halife Hazret-i Ömer bizzat gelip söz ve ahitname verirse şehri teslim edeceklerini bildirdiler. Durum Medine-i Münevvere’ye iletildi.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in Kudüs Yolculuğu ve Şam Emiri ile Karşılaşması</div><div>Hazret-i Ali (r.a.) Halife Ömer’e Kudüs’e gitmesini tavsiye ederek: "Bizzat gitmenizde ne var?..." dedi ve Medine’de vekil olarak kaldı. Hazret-i Ömer, Kudüs’e gitmek üzere yola çıktı.</div><div><br></div><div>Câbiye’ye ulaştığında Ebû Ubeyde, Yezid bin Ebî Süfyan ve Hâlid bin Velîd kendisini karşıladılar. Onların süslü elbiseler giyip bakımlı atlara bindiğini gören Hazret-i Ömer binek devesinden inip taş atarak hiddetlendi:</div><div><br></div><div>"Siz ne çabuk fikir ve düşüncenizden dönmüşsünüz. Bu kılıkla beni karşılamaya mı çıktınız?..."</div><div><br></div><div>Komutanlar elbiselerin sadece dış görünüşten ibaret olduğunu, üzerlerinde hâlâ silahlarının bulunduğunu söyleyerek mazeret belirttiler.</div><div><br></div><div>Kudüs’ün Teslim Alınması ve Mescid-i Aksa</div><div>Câbiye’de Kudüs-i Şerif’in ileri gelenleriyle görüşüldü. Hazret-i Ömer onlara eman verip cizye ödemeleri şartıyla anlaşma yaptı. Filistin’i iki sancak idaresine böldü:</div><div><br></div><div>Remle: Alkame bin Hakîm</div><div><br></div><div>Kudüs: Alkame bin Meczûr</div><div><br></div><div>Artebon anlaşmayı kabul etmeyip Mısır’a kaçtı. Kudüs halkı şehri Hazret-i Ömer’e teslim etti.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer (r.a.) Kudüs-i Şerif şehrine girdi. Sahretullah’ı (Muallak Taşı) kendi eliyle süpürüp temizledi ve bir Mescid-i Şerif bina olunmasını emretti. İbadete açılmasının ardından Medine-i Münevvere’ye geri döndü.</div><div><br></div><div>Maaş ve Divan Tertip Edilmesi</div><div>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Hazret-i Ebûbekir zamanında devlet hazinesinden maaş defteri (divan) yoktu; hak sahiplerine derecelerine göre pay verilirdi. Kudüs dönüşü Hazret-i Ömer hak sahiplerini ve maaş miktarlarını belirten Divan Defterleri oluşturdu.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ali ve Abdurrahman bin Avf (r.a.) divan yazımına Hazret-i Ömer’in kendisinden başlanmasını teklif ettiler. Hazret-i Ömer ise reddedip şöyle buyurdu:</div><div><br></div><div>"Hayır ben, Resûlullah’a en yakın olandan başlarım. Sonra sırasıyla Benî Hâşim’i ve sonra Hazret-i Ebûbekir ile kavmini yazınız. Bizim dünya ve âhiret saadetine erişmemiz ancak Hazret-i Muhammed (s.a.v.) sebebiyledir. O bizim şerefimizdir..."</div><div><br></div><div>Sözlerini şöyle tamamladı:</div><div><br></div><div>"Vallahi, eğer Arab olmayanlar amel ile varıp da biz amelsiz gidersek kıyamet günü Hazret-i Muhammed’e onlar bizden evlâdır. Zira ameli noksan olan kimseyi nesebi ileri götürmez."</div><div>Divan Dağıtımında Derecelendirme ve Tahsisat Miktarları</div><div>Hazret-i Ömer (r.a.), hak sahiplerinin maaş ve atiyyelerini Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) olan yakınlıklarına, İslam’daki kıdemlerine ve hizmetlerine göre belirledi:</div><div><br></div><div>Peygamber Efendimiz'in Yakınları ve Asfiyâ:</div><div><br></div><div>Hz. Abbas (r.a.): 12.000 dirhem</div><div><br></div><div>Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin (r.a.): 5.000'er dirhem</div><div><br></div><div>Bedir Gazileri: 5.000'er dirhem</div><div><br></div><div>Hudeybiye Ashâbı: 4.000'er dirhem</div><div><br></div><div>Hz. Ebû Zerr ve Hz. Selmân-ı Fârisî (r.a.): Bedir ehlinden olmadıkları halde Bedir ehli listesine alınıp 5.000'er dirhem verildi.</div><div><br></div><div>Arab olmayanlardan 5 kişi (Suheyb-i Rûmî, Bilâl-i Habeşî, Salmân-ı Fârisî, Ebû FukeYhe ve Habbâb b. Eret gibi Bedir/kıdem sahibi sahâbîler) bu listeye dahil edildi.</div><div><br></div><div>Sonraki Kademeler:</div><div><br></div><div>Mekke Fethi’ne kadar Müslüman olanlar ve Kadisiye/Şam savaşlarına katılanlar: 3.000'er dirhem</div><div><br></div><div>Kadisiye ve Şam savaşlarında üstün yararlılık gösterenler: 2.000 dirhem kadar</div><div><br></div><div>Kadisiye sonrası katılanlar: 1.000'er dirhem</div><div><br></div><div>Sonrakiler: 500 ve 300'er dirhem</div><div><br></div><div>Ezvaç-ı Tâhirât (Peygamber Efendimiz'in Hanımları) ve Kadınlar:</div><div><br></div><div>Peygamberimizin hanımlarına 10.000'er dirhem takdir edildi.</div><div><br></div><div>Hz. Âişe (r.a.): Peygamberimizin özel sevgisi sebebiyle 12.000 dirhem takdir olundu.</div><div><br></div><div>Hz. Üsâme bin Zeyd: 4.000 dirhem. Kendisinden fazla maaş bağlanan Üsâme’ye oğlu Abdullah sitem edince Hz. Ömer: "Resûlullah onu senden ve onun babasını senin babandan daha çok severdi" cevabını verdi.</div><div><br></div><div>Bedir ve Hudeybiye’ye katılan sahâbî hanımlarına 500, Hudeybiye sonrası katılanlara 300, Kadisiye sonrasındakilere ise 200'er dirhem tahsis edildi.</div><div><br></div><div>Nesep Ayrımcılığına Uyarı ve Ashâbın Tutumu</div><div>Safvân bin Ümeyye, Hâris bin Hişâm ve Süheyl bin Amr gibi Kureyş büyükleri kendilerine verilen payın genç veya kıdemli diğer kişilerden az olmasına şaşırınca Hz. Ömer onlara şöyle dedi:</div><div><br></div><div>"Vallahi bizden daha iyi kimse yoktur. Lâkin Müslümanlıktaki geçmişini ve hizmetlerini göz önünde tutarak ihsan veriyoruz. Soy, sop üzerine vermiyoruz."</div><div><br></div><div>Bunun üzerine onlar da bu durumu kabul edip Şam tarafına cihada gittiler.</div><div><br></div><div>Azatlı kölelerin de eşit tutulması üzerine bazı Arap ileri gelenleri durumu yadırgayınca Hz. Ömer onları azarladı:</div><div><br></div><div>"Kişiye Müslüman kardeşini tahkir etmek, kötülük olarak yeter!"</div><div><br></div><div>Hz. Ömer atiyyeleri dağıttıktan sonra ashâba kendisinin ticaretle uğraşmayı bırakıp devlet işleriyle meşgul olduğunu hatırlatarak geçimi için ne kadar alması gerektiğini sordu. Hz. Ali (r.a.): "Sana ve ailene yetecek miktardan fazlası sana helal olmaz" dedi ve bu görüş kabul edildi.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in Mütevazı Yaşamı ve Hafsa (r.a.) İle Diyaloğu</div><div>Ashâb-ı Kirâm, Hz. Ömer’in devlet başkanı olduğu halde geçim sıkıntısı çekmesine, elbisesinin yamalı ve yiyeceğinin yetersiz olmasına üzüldüler. Hz. Osman, Ali, Talha ve Zübeyr toplanıp Hz. Ömer’in nafakasını artırmayı müzakere ettiler. Ancak çekindikleri için kızı Kızı Hz. Hafsa (r.a.) aracılığıyla bu teklifi sundular.</div><div><br></div><div>Hz. Ömer bunu duyunca duygulanıp gazaba geldi ve Hz. Hafsa’ya sordu:</div><div><br></div><div>"Peygamber Efendimiz'in yeme içmedeki ve giyimdeki hâli nasıldı?"</div><div><br></div><div>Hz. Hafsa "Yaşamak için yetecek derecedeydi" deyince Hz. Ömer cevaben:</div><div><br></div><div>"İki arkadaşım (Hz. Peygamber ve Hz. Ebûbekir) bir yola çıkan üç yolcuya benzer. Biri nevalesini aldı gitti, menziline erdi. İkincisi de onun izinde gitti ve ona kavuştu. Sonra üçüncüsü geldi. Eğer onun izinde giderse doğru yola ulaşır ve başka şekilde ulaşamaz" buyurdu.</div><div><br></div><div>Irak Hadiseleri ve Bâbil’in Fethi</div><div>Kadisiye Muharebesi'nden sonra Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) ordusunu takviye edip kadın ve ağırlıkları arkada bırakarak Bâbil’e doğru ilerledi.</div><div><br></div><div>İran ordusu Bâbil kalesinde toplandı ancak yapılan çetin savaşta mağlup oldular. İranlıların bir kısmı Ahvaz’a, bir kısmı Nihavend’e kaçtı. Bâbil şehri İslam askerinin eline geçti.</div><div><br></div><div>Medâyin’in Kuşatılması ve Fethi (Irak)</div><div>Sa’d Hazretleri Bâbil’den çıkıp İran Devleti’nin başkenti olan Medâyin üzerine yürüdü. Medâyin, Dicle sahilinde yer alan büyük bir şehirdi.</div><div><br></div><div>Bahreşîr ve Kûsâ’nın Fethi: Öncü birliklerin komutanı Zühre bin Abdullâhi’t-Temîmî, şehir yolundaki Kûsâ beldesine vardı. Kûsâ muhafızını tek teke dövüşte öldürdü. Sa’d Hazretleri Kûsâ’ya gelip bir müddet orada kaldı.</div><div><br></div><div>Hassa Askeri ve Arslan Vakası: İslam ordusu Kısra’nın hassa askerleriyle karşılaştı. Zühre onların saflarını bozdu. O sırada düşman komutanı Sa’d’ın yeğeni Hâşim bin Utbe’nin üzerine eğitilmiş bir arslan saldırdı. Hâşim bin Utbe arslanı tek hamlede öldürdü. Sa’d Hazretleri Hâşim’in başını öptü ve onu öncü kuvvetler komutanı tayin etti.</div><div><br></div><div>Behüreşîr Kuşatması ve Beyaz Saray: Hâşim, Zillicce ayının ortalarında Behüreşîr’e ulaştı ve Sâsânî hükümdarının sarayı uzaktan göründü.</div><div><br></div><div>Kısra’nın sarayını gören Müslüman askerler tekbir getirdiler. Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) sarayı görünce şöyle buyurdu:</div><div><br></div><div>"Allâhu Ekber. İşte Kısra’nın beyaz sarayı. Resûlullah’ın bize va'd ettiği budur."</div><div><br></div><div>Savaştan önce Hendek Gazvesi’nde Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in: "Bana İran’ın anahtarları verildi. Şu anda Kısra’nın beyaz saraylarını görüyorum" müjdesi böylece gerçekleşmiş oldu.</div><div>Hicretin On Altıncı Senesi (M. 637) ve Medâyin’in Fethi</div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.), Erdeşîr’i muhasara etti ve 20 kadar mancınık kurdurdu. İki ay kadar süren kuşatma boyunca Müslüman süvariler çevreye akınlar düzenledi. Aman dileyen ahali cizyeye bağlandı.</div><div><br></div><div>Safa ayında İranlılar Erdeşîr’i terk edip kayıklarla Dicle Nehri’nin karşı kıyısına geçerek batı tarafındaki şehirlere yerleştiler ve nehir üzerindeki tüm kayıkları da karşıya geçirdiler. Sa’d Hazretleri nehri geçip Medâyin’in karşı tarafındaki şehirleri de fethetmek istiyordu fakat karşıya geçecek araç yoktu.</div><div><br></div><div>Dicle Nehri’ni Atlarla Geçme Kararı ve Fedailer Bölüğü</div><div>Bir kişi Sa’d Hazretlerine gelip Dicle Nehri’nde suların atların beline kadar çıkacağı bir geçit yeri haber verdi. Sa’d (r.a.) rüyasında Müslüman süvarilerin Dicle Nehri üzerinden geçtiklerini gördü ve ashâbı toplayarak nehir geçişi için meclis kurdu.</div><div><br></div><div>Âsım bin Amr et-Temîmî öncülüğünde 600 kişilik bir fedai fırkası seçildi. Âsım bin Amr ve fedailer atlarını Dicle’nin coşkun sularına sürdüler. Karşı kıyıdaki İran askerleri mızraklarıyla Müslümanların karaya çıkmasını engellemeye çalışınca Âsım bin Amr: "Kargıları doğrultunuz, düşmanların gözlerine nişan alınız" diye emretti. Müslümanlar düşmanın gözlerini kör edip onları geri püskürttü.</div><div><br></div><div>Sa’d Hazretleri nehir geçişi sırasında şu duayı okudu:</div><div><br></div><div>"Nesteînü billâhi ve netevekkeli aleyh. Hasbünallâhu ve ni'mel-vekîl ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm."</div><div><br></div><div>Bütün ordu, nehrin coşkun sularını sanki bir göl kenarında sohbet eder gibi emniyetle geçti. Selmân-ı Fârisî (r.a.): "Ehl-i İslam karaları fethettiği gibi denizleri de feth eyler" diyerek Allah’a hamdetti. Bütün ordudan sadece bir kişinin kısrağın sırtından kayıp suya düştüğü, onu da Ka'kâ' bin Amr’ın dizginiyle yakalayıp kurtardığı ve hiçbir zayiat verilmediği kayıtlara geçti.</div><div><br></div><div>Müslümanların nehri geçtiğini gören İranlılar Kısra ile birlikte Hulvan tarafına kaçtılar ve Medâyin boş kaldı.</div><div><br></div><div>Şehre Giriş, Beyaz Saray ve Ganimetlerin Toplanması</div><div>Müslüman ordusundan şehre ilk olarak Âsım bin Amr’ın, ardından Ka'kâ’ın bölükleri girdi. Sokaklarda kimse yoktu; saraylarına kapanmış olan ahali ise cizye ödeme şartıyla teslim oldu.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) Kısra’nın Beyaz Saray’ına girdi ve burada 8 rekât fetih namazı kıldı. Kısra’nın sarayını mescit yaptı. İranlıların kaçarken bıraktığı paha biçilemez hazineler, taçlar, mücevherat, pelerinler, giysiler, kaplar ve elbiseler toplandı.</div><div><br></div><div>Ka'kâ' bin Amr’ın Kaçan Hazineleri Ele Geçirmesi</div><div>Ka'kâ' bin Amr, yük katırlarıyla Nehrevan köprüsünden geçmek üzere olan İranlılara yetişti. Ele geçirilen yükler arasında Kısra’nın giysileri, göğüslüğü, mücevherli zırhı ve işlemeli tacı bulunmaktaydı.</div><div><br></div><div>Ayrıca iki heybe dolusu kılıç ve zırh ele geçirildi:</div><div><br></div><div>Birinci heybede: Hirakl, Hakan, Melik-i Hind, Behrâm Çûpîn ve Numan’ın kılıçları,</div><div><br></div><div>İkinci heybede: Hirakl, Hakan, Melik-i Hind, Siyavuş, Hürmüz, Kubad, Fîrûz ve Numan’ın zırhları vardı.</div><div><br></div><div>Sa’d Hazretleri bu kılıçlardan birini seçme hakkını Ka'kâ’a verdi; Ka'kâ' Hirakl’in kılıcını seçti. Kısra’nın, Numan’ın kılıçları ve Kısra’nın tacı ise Medine’ye gönderildi.</div><div><br></div><div>Ganimetlerin Dağıtımı ve Sürâka bin Mâlik’e Kısra’nın Bilezikleri</div><div>Ganimetlerin beşte biri Medine’ye gönderildi. Kalan dört bölümü ise savaşa katılan askerlere dağıtıldı; süvarilerin her birinin hissesine 12.000 dirhem düştü.</div><div><br></div><div>Medine’ye gelen hazineler görünce Hazret-i Ömer (r.a.) ağladı ve:</div><div><br></div><div>"Resûl-i Ekrem’in Kısra ve Kayser’in hazineleri Allah yolunda sarf olunacaktır dediği gerçek miymiş bakınız" buyurdu.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer, Resûlullah’ın (s.a.v.) müjdesini hatırlayarak Sürâka bin Mâlik (r.a.)’i çağırttı ve Kısra’nın altın bileziklerini onun kollarına taktı. Sürâka’nın kollarında bilezikleri görünce:</div><div><br></div><div>"Ya Sürâka! Kalk bunları takın... Ben sanki Sürâka’nın ellerinde Kısra’nın bileziklerine bakıyorum diye buyurmuştu. Sadaka Resûlullah" dedi.</div><div><br></div><div>Kısra’nın Bahar Halısı (Kış Halısı)</div><div>Ganimetler arasında Kısra’nın Bahar Halısı (60 arşın uzunluğunda ve 60 arşın genişliğinde kare şeklinde bir halı) yer alıyordu.</div><div><br></div><div>Üzerinde sırma dokuma yollar, nehirler, sedef, inci ve yakuttan yapılmış hatlar, çiçekler, altın ve gümüş taneli meyveler ve cevahirlerden ağaçlar işlenmişti. İran kralları kışın sarayda bu halıyı serip ilkbaharı simgeleyen görünümünde otururlardı.</div><div><br></div><div>Sa’d Hazretleri bu halıyı parçalamaya kıyamadığı için Medine’ye gönderdi. Medine’de halıyı döşeyecek kadar büyük bir yer yoktu. Ashâbın tavsiyesi üzerine Hazret-i Ömer bu eşsiz halıyı parçalatarak ashâba dağıttı. Hazret-i Ali’nin (r.a.) payına düşen küçük bir parça dahi satıldığında 20.000 dirhem etti.</div><div>Tikrit, Musul ve Ninova’nın Fethi (Hicri 16 / M. 637)</div><div><br></div><div>Kuşatma ve İttifak: Rum generallerinden biri Musul’dan kalkıp hendeklerle çevrili Tikrit şehrini müdafaaya başladı. Hristiyan İyad, Taglib ve Nemir kabileleri de onlara katıldı. Halife Ömer’in emriyle Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) Abdullah bin Muğnim’i ordu komutanı, Abdullah bin Mu'tem’i öncü, Rebi' bin Ekel’i süvari komutanı, Arfece bin Herseme’yi ise Tikrit üzerine gönderdi.</div><div><br></div><div>Kuşatma ve Gizli Anlaşma: Şehir 40 gün boyunca kuşatıldı; düşmanın yaptığı 27 yarma harekatı da hezimetle sonuçlandı. Rumların kayıklarla kaçacağını anlayan İyad, Taglib ve Nemir kabileleri gizlice Müslümanlara haber gönderip İslam’ı kabul ettiler. Müslüman olan bu Arap gruplar kapıları açtı; Rum askerlerinin çoğu kılıçtan geçirildi.</div><div><br></div><div>Ninova ve Musul’un Teslimi: Abdullah bin Muğnim; Rebi’i Musul ve Ninova üzerine, İyad’ı ise Taglib ve Nemir Araplarının üzerine gönderdi. Dicle’nin doğusundaki Musul ve batısındaki Ninova kalesi sakinleri, soydaşlarının Müslüman olduğunu görünce cizye ve haraç ödemeyi kabul ederek teslim oldular.</div><div><br></div><div>Celûlâ Vak’ası, Hulvân ve Mâsebezân’ın Fethi</div><div><br></div><div>Müdafaa Hazırlığı: Medâyin’den kaçan İranlılar, Fars, Azerbaycan ve Dağıstan yollarının kesişim noktası olan Celûlâ’da toplandılar. Mehran-ı Râzî komutasında hendekler kazıp derin müdafaa hatları kurdular.</div><div><br></div><div>Komuta Düzeni ve Muharebe: Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.), Hazret-i Ömer’in emriyle 12.000 kişilik ordunun başına Hâşim bin Utbe’yi, öncü kuvvetlerin başına ise Ka'kâ' bin Amr’ı getirdi. 80 gün süren kuşatma boyunca İranlılar defalarca huruç hareketinde bulunduysa da püskürtüldü. Zilkade ayı ortalarında Ka'kâ’ın fedakarca hücumuyla İran ordusu hezimete uğradı; 100.000’den fazla düşman askeri maktul düşerken Mehran da öldürüldü.</div><div><br></div><div>Hulvân ve Mâsebezân: Kısra Yezdicerd, Celûlâ mağlubiyetini duyunca Hulvân’ı terk edip Rey tarafına kaçtı. Ka'kâ' Hulvân’a girip şehri emniyete aldı. Ardından Dırâr bin Hattâb komutasındaki birlik Mâsebezân üzerine yürüyerek buradaki İran kuvvetlerini de mağlup etti.</div><div><br></div><div>Ganimet ve Duygusal Anlar: Celûlâ’da pek çok ganimet ele geçirildi. Piyade hisseden 1.000, süvari ise 9.000 dirhem ile dokuzar baş hayvan pay aldı. Ganimetler Medine’ye getirildiğinde Hazret-i Ömer (r.a.) malın çokluğunu görüp gözyaşlarını tutamadı ve bu zenginliğin Müslümanlar arasında fitneye sebep olmasından endişe ettiğini beyan etti.</div><div><br></div><div>Muhtelif Hadiseler ve Cizye/Kısas Olayı</div><div><br></div><div>Mâriye’nin Vefatı ve Hicri Takvim: Hicretin 16. senesinde Peygamber Efendimizin (s.a.v.) cariyesi Mâriye (r.anha) vefat etti. Aynı yıl Hazret-i Ömer (r.a.), Hazret-i Ali’nin (r.a.) tavsiyesiyle Hicret’i tarih başlangıcı kabul edip Muharrem ayını senenin ilk ayı ilan etti.</div><div><br></div><div>Cebele bin Eyhem Olayı: Gassanî hükümdarı Cebele bin Eyhem Müslüman olup Medine’ye gelmişti. Hac esnasında Kâbe’yi tavaf ederken elbisesine basan Benî Fezâre’den bir köylüye tokat attı. Şikayet üzerine Hazret-i Ömer (r.a.) kısas uygulanacağını ve köylünün de kendisine aynı tokadı atacağını söyleyince Cebele: "Ben bir melikim, o ise avamdan biri. İslam ikimizi eşit mi kılıyor?" diye tepki gösterdi. Hazret-i Ömer "İslam sizi eşitlemiştir" cevabını verince, Cebele düşünmek için süre istedi ancak gece vakti maiyetiyle birlikte Kostantiniyye’ye kaçarak Hristiyan dinine geri döndü.</div><div><br></div><div>Hicretin On Yedinci Senesi (M. 638) - Kûfe ve Basra Şehirlerinin Kuruluşu</div><div><br></div><div>Irak cephesinden gelen askerlerin iklim sebebiyle bünyelerinin bozulduğu haberi üzerine Hazret-i Ömer (r.a.), Arapların mizacına ve develerin yaşamına uygun bir yer bulunmasını emretti.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in direktifiyle Selmân-ı Fârisî ve Huzeyfe bin Yemân incelemelerde bulundular. Selmân (r.a.), Enbâr’a gelip Fırat Nehri'nin batısındaki araziyi beğendi. Huzeyfe (r.a.) ise Hîre ile Fırat arasında bulunan Kûfe mevkiini uygun buldu. Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) durumu Medine’ye bildirdi ve Kûfe şehrinin inşasına başlandı.</div><div>Kûfe ve Basra Şehirlerinin İnşası ile İdari Yapısı</div><div><br></div><div>Şehirlerin İnşası: Kûfe ve Basra başlangıçta kamıştan yapılmış hanelerden oluşuyordu. Ancak çıkan yangınlar büyük hasar verince kerpiçten binalar yapılmaya başlandı.</div><div><br></div><div>İskân ve Mimari Düzen: İskân memuru Kûfe'de Ebû Heyyac bin Mâlik, Basra'da ise Âsım bin Delf Ebü'l-Cerya idi. Her iki şehirde de merkezde birer cami inşa edildi. Kûfe Camisi'ne Hîre'deki kasırlardan mermer direkler getirildi ve ön tarafına gölgelik yapıldı. Büyük caddeler 40, aralarındaki yollar 20, sokaklar ise 7 arşın genişliğinde çizildi.</div><div><br></div><div>Irak İdare Merkezi ve Serhadlar: Kûfe, Irak'ın idare merkezi oldu. Dört ana serhaddi belirlendi: Hulvân'da Ka'kâ' bin Amr, Mâsebezân'da Dırâr bin Hattâb, Karkısıya'da Ömer bin Mâlik ve Musul'da Abdullah bin Muğnim hudut bekçiliği görevine getirildi.</div><div><br></div><div>El-Cezîre ve Ermeniyye’nin Fethedilmesi</div><div><br></div><div>Rum İttifakı ve Takviye: El-Cezîre ahalisi Rumları kışkırtarak Humus üzerine hücuma teşvik etti. İmparator Hirakl da ordu gönderdi. Humus'taki Ebû Ubeyde (r.a.) durumu Medine'ye bildirdi. Hazret-i Ömer (r.a.), Kûfe'deki Sa'd bin Ebî Vakkas'a haber göndererek yardım istedi.</div><div><br></div><div>Manevra ve Zafer: Sa'd Hazretleri dört ayrı fırka oluşturdu:</div><div><br></div><div>Ka'kâ' bin Amr komutasında 4.000 kişilik süvari birliği Humus'a yardıma gönderildi.</div><div><br></div><div>Süheyl bin Adiyy Rakka'ya, Abdullah bin Utban Nusaybin üzerinden Harran ve Urfa'ya, Velîd bin Ukbe ise el-Cezîre bedevilerine yönlendirildi.</div><div><br></div><div>Bu kuşatma hareketini duyan el-Cezîre ahalisi Humus'taki Rumlara yardım etmekten vazgeçip kendi yurtlarını korumak için geri döndü.</div><div><br></div><div>Humus Meydan Muharebesi: Yalnız kalan Rum ordusuna karşı Ebû Ubeyde, Hâlid bin Velîd ile müsavere ederek taarruz başlattı ve Rum ordusunu bozguna uğrattı. Üç gün sonra bölgeye varan Ka'kâ' ve birlikleri de ganimetten pay aldı.</div><div><br></div><div>Bölgenin Teslim Olması: Hazret-i Ömer bizzat Şam tarafına gelip Câbiye'ye ulaştı. İyaz bin Ganem el-Cezîre'ye, Süheyl bin Adiyy Rakka'ya, Abdullah bin Utban ise Nusaybin'e ilerledi; bölge ahalisi cizye ödemeyi kabul ederek teslim oldu.</div><div><br></div><div>Kaysâriyye, Bitlis ve Ahlat: Şam valisi Yezid bin Ebî Süfyan'ın kardeşi Muaviye bin Ebî Süfyan, Filistin tarafındaki Kaysâriyye beldesini fethetti. Ayrıca Bitlis ve Ahlat gibi şehirler de boyun eğdirilerek fethedildi.</div><div><br></div><div>Basra Taraflarında Yapılan Savaşlar (Hürmüzân ile Mücadele)</div><div><br></div><div>Hürmüzân'ın Saldırıları: Huzistan'ı yöneten İranlı serdar Hürmüzân, Basra sınırlarına taarruz etmeye başladı.</div><div><br></div><div>Karşılıklı Birlikler ve İhanet: Basra emiri Utbe bin Gazvan (r.a.), Sa'd bin Ebî Vakkas'tan yardım istedi. Sa'd (r.a.); Nuaym bin Mukarrin, Nuaym bin Mes'ûd, Utbe, Muhacir bin Ziyad, Selma bin Kayyin ve Harmele bin Murayta'yı görevlendirdi. Horasan'dan gelen Âl-i Gâlib bin Vâil ve Küleyb bin Vâil-i Kelbî kabileleri Müslümanların safına geçti.</div><div><br></div><div>Ahvaz ve Tüşter Seferleri: Ahvaz panayırı yakınlarındaki savaşta Hürmüzân mağlup edilip Râmhürmüz'e kaçtı. Tüşter'e kadar olan bölgeler ve Ahvaz pazarı zapt edildi. Hürmüzân antlaşma talep etti; Cüz' bin Muaviye antlaşma şartlarını Medine'ye gönderdi ve kabul edildi.</div><div><br></div><div>Antlaşmanın Bozulması: Bir süre sonra Hürmüzân antlaşmayı bozdu. Basra ordusundan Selma bin Gâlib ve Küleyb komutasındaki birlikler Hürmüzân ile Dûceyl Nehri sınırında karşı karşıya geldi.</div><div><br></div><div>Hürmüzân'ın Yenilgisi: Gâlib ve Küleyb kaçış yolundaki köprüyü keserek Selma ve Nuaym'ın birliklerine yardım etti. İki ateş arasında kalan İran ordusu ağır kayıplar verdi; Hürmüzân Dûceyl Nehri'ni geçerek sulh istemek zorunda kaldı ve Utbe bin Gazvan'dan müsaade alarak Râmhürmüz'e çekildi.</div><div><br></div><div>Bahreyn Seferi ve Deniz Seferleri Yasağı</div><div><br></div><div>Bahreyn Emiri Alâ bin Hadramî (r.a.): Alâ Hazretleri, Sa'd bin Ebî Vakkas'ın kazandığı zaferleri gıpta ile takip ediyordu. Şöhret kazanmak arzusuyla, Medine'nin emri olmadan Bahreyn'den deniz yoluyla İran üzerine gaza etmek istedi.</div><div><br></div><div>Deniz Seferlerinin Yasaklanması: Ancak deniz seferi çok riskli ve tehlikeli bir yolculuktu. Bu durum üzerine Hazret-i Ömer (r.a.), İslam ordusunun tecrübesiz olduğu ve tehlikelerle dolu olduğu gerekçesiyle bütün deniz seferlerini kesin olarak yasakladı.</div><div>Alâ bin Hadramî’nin Deniz Seferi ve Hüleyd Olayı</div><div><br></div><div>Seferin Başlaması ve Komutanlar: Alâ bin Hadramî (r.a.) askerlerini gazaya teşvik edip üç bölük hazırladı: Birinciye Cârid bin Muallâ, ikinciye Suvar bin Hümâm, üçüncüye ise Münzir bin Sâvî’nin oğlu Hüleyd komutan tayin edildi. Gemilerle İstahr tarafına geçildi; karşılarında Hirbed adındaki serdar komutasında bir İran ordusu vardı.</div><div><br></div><div>Geri Çekilme Yolu Kesilmesi ve Kuşatma: İranlılar sahile inip gemileri yakarak İslam askerinin geri çekilme hattını kesti. Tavus mevkiinde şiddetli çarpışmalar oldu; Cârid ile Suvar şehit düştü. Hüleyd askerlere cesaret verip savaşı sürdürdü.</div><div><br></div><div>Kurtarma Operasyonu: Durumdan haberdar olan Hazret-i Ömer (r.a.), Alâ’ya izinsiz ve tehlikeli bir işe giriştiği için ceza vermekle birlikte, Basra emiri Utbe bin Gazvan’a yardım emri verdi. Utbe; Âsım bin Amr, Arfece bin Herseme ve Ahnef bin Kays gibi isimlerin de bulunduğu 12.000 kişilik bir orduyu Ebû Sebre bin Ebî Rehm komutasında gönderdi. Karadan ulaşıp İranlıları mağlup ettiler ve Hüleyd’in ordusunu kurtarıp Basra’da toplandılar.</div><div><br></div><div>Râmhürmüz, Tüşter’in Fethi ve Hürmüzân’ın Esareti</div><div><br></div><div>Kûfe ve Basra Ordularının Birleşmesi: Kısra Yezdicerd’in kışkırtmasıyla Hürmüzân antlaşmayı bozdu. Hazret-i Ömer (r.a.) Kûfe askerinin başına Numan bin Mukarrin’i tayin etti. Numan Râmhürmüz’ü kansız fethetti; Hürmüzân ise Tüşter kalesine kaçtı.</div><div><br></div><div>Tüşter Kuşatması ve İhanet: Kûfe ve Basra orduları Tüşter’i kuşattı. Kale içinden bir İranlının kale suyolunu göstermesi üzerine içeri girildi ve kale fethedildi. Hürmüzân, Hazret-i Ömer’in hükmüne razı olarak teslim oldu. Ganimetlerin beşte biri ile Hürmüzân Medine’ye gönderildi.</div><div><br></div><div>Valilik Değişikliği: Utbe bin Gazvan’ın vefatı üzerine Basra valiliğine Muğîre bin Şû'be, onun azli üzerine ise Ebû Mûsâ el-Eş'arî getirildi.</div><div><br></div><div>Hürmüzân’ın Medine’e Hazret-i Ömer ile Karşılaşması</div><div><br></div><div>Mesciddeki Karşılaşma: Hürmüzân Medine’ye paha biçilemez ipekli, mücevherli elbiseleri ve tacı ile getirildi. Mescid-i Şerif’e girdiklerinde Hazret-i Ömer’i hırkasına bürünmüş yer karosunda uyurken buldular. Hürmüzân "Ömer nerede? Nerede bunun korumaları, kapıcıları?" diye sorunca "Onun koruyucusu ve kapıcısı yoktur" cevabını aldı.</div><div><br></div><div>Hürmüzân’ın Müslüman Olması: Hazret-i Ömer uyanınca Hürmüzân’ın süslü elbiselerini çıkartıp sade bir elbise giydirdi. Hürmüzân İslam’ın ve Müslümanların sadeliğini ve samimiyetini görerek Müslüman oldu. Hazret-i Ömer ona senede 2.000 dirhem maaş bağladı.</div><div><br></div><div>Sûs, Cündişâpûr ve Kıtlık (Amâvas Vebası - M. 639 / Hicri 18)</div><div><br></div><div>Sûs ve Cündişâpûr’un Fethi: Numan bin Mukarrin ve Ebû Sebre komutasındaki birlikler Sûs şehrini kuşatıp teslim aldılar. Zerr bin Abdullah bin Kuləyb ise Cündişâpûr’u barış yoluyla fethetti.</div><div><br></div><div>Kıtlık ve Yağmur Duası: Hicretin 18. senesinde Arabistan’da şiddetli kıtlık baş gösterdi. Hazret-i Ömer (r.a.) Mısır ve Suriye’den zahire getirtti. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) amcası Hz. Abbas (r.a.)’ın elini tutup onun hürmetine yağmur duasına çıktı ve şiddetli yağmurlar yağdı.</div><div><br></div><div>Amâvas Vebası: Aynı yıl Suriye’deki Amâvas köyünde büyük bir veba salgını çıktı. 25.000 kişi vefat etti. Şam valisi Yezid bin Ebî Süfyan ve Haris bin Hişam gibi tanınmış sahâbîler bu vebada vefat ettiler.</div><div>Amâvas Vebası ve Hazret-i Ömer’in Şam Yolculuğu</div><div><br></div><div>Görev Değişimi: Ebû Süfyan’ın vefatının ardından Muaviye bin Ebî Süfyan Şam valisi tayin edildi. Bu sırada Basra tarafında çıkan veba salgınında da pek çok insan vefat etti.</div><div><br></div><div>Şam Yolculuğu ve Hadis Müzakeresi: Veba salgını sırasında Hazret-i Ömer (r.a.) Medine’den Şam’a hareket etti. Serg adındaki köye geldiğinde Suriye emirleri karşıladı ve vebanın şiddetini beyan ettiler. Şam’a girmek veya geri dönmek konusunda ihtilaf yaşanınca Abdurrahman bin Avf (r.a.) şu hadis-i şerifi rivayet etti:</div><div><br></div><div>"Bir yerde veba olduğunu işitirseniz oraya gitmeyin ve bulunduğunuz yerde çıkarsa oradan çıkmayın."</div><div><br></div><div>Suriye Emirlerinin Vefatı ve Amr bin Âs: Suriye emiri Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.) vebadan vefat etti. Yerine Muâz bin Cebel (r.a.) geçti ancak o da kısa bir süre sonra vebadan vefat etti. Muâz (r.a.) vefat etmeden önce Amr bin Âs (r.a.)’ı kaymakam tayin etti. Amr bin Âs halkı dağlara çıkararak salgının sönmesini sağladı.</div><div><br></div><div>Medine’ye Dönüş ve Hz. Bilâl’in Ezanı: Hazret-i Ömer (r.a.), Medine’de yerini Hz. Ali (r.a.)’a kaymakam bırakıp vebanın etkilerini yerinde görmek ve teselli vermek üzere Şam’a gitti. Orada Eyle Piskoposu yırtılan gömleğini dikip yıkadı ve kendisine yeni bir gömlek dikti; ancak Hz. Ömer eski gömleğini giymeyi tercih etti. Hz. Ömer’in ısrarı üzerine Hz. Bilâl-i Habeşî (r.a.), Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra ilk kez gözyaşları içinde ezan okudu.</div><div><br></div><div>Hicretin On Dokuzuncu Senesi (M. 640) ve Kadılık Tayinleri</div><div><br></div><div>Sadaka ve Yardım: Medine civarındaki Hüreyşâ mevkiinde büyük bir yangın/fırtına meydana geldi. Hazret-i Ömer (r.a.) Aşere-i Mübeşşere’den sadaka verilmesini emretti.</div><div><br></div><div>Kadılık Tayinleri: Suriye ihtiyaçlarını tanzim ettikten sonra Medine’de Kadı Şurayh’ı Kûfe’ye, Kâ'b bin Süvâri’yi ise Basra’da kadılık yapmak üzere tayin etti. Kadı Şurayh, adalet ilkeleriyle anılacak bir simge haline geldi.</div><div><br></div><div>Süfyan bin Âmir ve Salgın Etkileri: Humus valisi Saîd bin Âmir (r.a.) vefat etti. Arap yarımadasındaki pahalılık ve kıtlık devam etti.</div><div><br></div><div>Mısır’ın Fethi (Hicretin Yirminci Senesi / M. 641)</div><div><br></div><div>Amr bin Âs’ın İsteği ve İzin: Cahiliye döneminde Mısır’a ticaret için gitmiş olan Amr bin Âs (r.a.), Mısır’ın stratejik önemini ve zenginliğini bildiğinden Hazret-i Ömer’den izin istedi. Hazret-i Ömer (r.a.) isteksiz görünse de cihadı genişletmek amacıyla izin verdi.</div><div><br></div><div>Ferma ve Mısır İlerleyişi: Amr bin Âs (r.a.), 4.000 kişilik süvari birliğiyle Kurban Bayramı döneminde Ferma beldesine ulaştı ve bir ay süren kuşatmanın ardından fethetti. Ardından eski Mısır merkezindeki Yuna Kalesi’ni (Babil Kalesi) muhasara altına aldı.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in Endişesi ve Takviye Birlik: Hazret-i Ömer, Hz. Osman’ın da tavsiyesiyle az sayıda askerle Mısır gibi tehlikeli bir bölgeye girilmesinden endişe ederek takviye gönderdi.</div><div><br></div><div>Zübeyr bin Avvam (r.a.), Ubâde bin Sâmit (r.a.), Mıkdad bin Esved (r.a.) ve Hârice bin Huzâfe (r.a.) gibi her biri 1.000 askere bedel sayılan komutanların önderliğinde 12.000 kişilik takviye ordu gönderildi.</div><div><br></div><div>Kıbtîler ve Rumlar İle İlişkiler: Mısır’ın yerli halkı olan Kıbtîler, Rum idaresinin ağır baskı, zulüm ve mezhep baskılarından usanmışlardı. Amr bin Âs’ın adaletli tutumunu görünce Rumlara yardım etmekten vazgeçip Müslümanlara destek verdiler.</div><div>Yuna Kalesi Kuşatması ve Fustat'ın Kuruluşu</div><div><br></div><div>Yuna Kalesi'nin Fethi: Hazret-i Zübeyr bin Avvam (r.a.), Yuna kalesinin surlarına merdiven dayayarak tırmandı ve tekbir getirerek kale duvarına çıktı. Muhammed bin Mesleme ve diğer mücahidlerin de surlara çıkması üzerine Rum askerleri panikle kapıları açarak teslim oldular.</div><div><br></div><div>Kıbtîler İle Görüşme ve Antlaşma: Mısır hükümdarı Mukavkıs, Amr bin Âs (r.a.) ile elçiler vasıtasıyla görüştü. Amr bin Âs (r.a.), Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Kıbtî kavmine iyi davranılması yönündeki vasiyetini aktardı. Mukavkıs cizye ödemeyi kabul ederek barış antlaşması yaptı.</div><div><br></div><div>Fustat Şehrinin Kuruluşu: Amr bin Âs (r.a.), Yuna kalesinin yanına çadırını (fustat) kurduğu yere Fustat şehrini inşa ettirdi.</div><div><br></div><div>Artebon'un Mağlubiyeti: Filistin’den kaçıp Mısır’a gelen Rum generali Artebon, beklenmedik bir anda İslam ordusuna hücum ettiyse de maktul düştü ve ordusu hezimete uğradı.</div><div><br></div><div>İskenderiye’nin Fethi ve Mukavkıs’ın Mektubu</div><div><br></div><div>Kayser’e Yazılan Mektup: Mukavkıs, Kostantiniyye’de bulunan Bizans İmparatoru Kayser’e mektup yazarak Müslümanların azim ve gücü karşısında durulamayacağını, Mısır halkının (Kıbtîlerin) cizye vermeyi kabul ettiğini bildirdi.</div><div><br></div><div>Amr bin Âs’ın Tarihi Cevabı: Kayser antlaşmayı reddedince Amr bin Âs (r.a.) ona ve Rum ileri gelenlerine şu cevabı gönderdi:</div><div><br></div><div>"Biz öyle bir kavimiz ki, ölümü sizin hayata olan düşkünlüğünüzden daha çok severiz... Bizim dünyalık lezzetlerle işimiz yoktur."</div><div><br></div><div>İskenderiye’nin Düşüşü: İmparator Hirakl’in ordusu ve hazırlıkları ölümünden sonra yetersiz kaldı. 3 ay süren çetin kuşatmanın ardından İskenderiye feth olundu ve bütün Mısır İslam hakimiyetine girdi.</div><div><br></div><div>Nûbe Seferi: Amr bin Âs (r.a.), Nûbe diyarına da fırkalar göndererek bölgeyi kontrol altına aldı.</div><div><br></div><div>Muhtelif Hadiseler (Hicri 20 / M. 641)</div><div><br></div><div>Vefatlar:</div><div><br></div><div>Ebû'l-Bahriyye Abdullah bin Kays ve Cezîre fatihi İyaz bin Ganem (r.a.) vefat etti.</div><div><br></div><div>Bizans İmparatoru Hirakl öldü.</div><div><br></div><div>Peygamberimizin zevcelerinden Zeyneb bint Cahş (r.anha) vefat etti.</div><div><br></div><div>Peygamberimizin müezzini Hz. Bilâl-i Habeşî (r.a.) Şam’da vefat etti. Vefat ederken "Yarın dostlarıma, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ashâbına kavuşacağım" diyerek sevinçle ruhunu teslim etti.</div><div><br></div><div>Sürgünler:</div><div><br></div><div>Mazhar bin Râfî Olayı: Peygamberimize ve sahâbeye hakaret eden bu şahıs öldürtüldü.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer (r.a.), Hayber ve Necran Yahudilerini/Hristiyanlarını sözleşmelerini ihlal ettikleri için söz konusu bölgelerden sürgün etti.</div><div><br></div><div>Irak’taki Diğer Hadiseler</div><div><br></div><div>Celûlâ mağlubiyetinden sonra Rey şehrine kaçan Kısra Yezdicerd, Müslümanların Ahvaz’ı fethettiğini öğrenince tüm İran halkını galeyana getirerek büyük bir ordu toplamaya başladı. İran askerleri Nihavend’de toplanmaya başladı.</div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) ve Kûfe İftiraları</div><div><br></div><div>Kûfe Ahalisinin Şikâyeti: Kûfe halkından bazı kişiler Medine’ye gelerek Sa’d bin Ebî Vakkas’ı (r.a.) Hazret-i Ömer’e (r.a.) şikâyet ettiler; hatta "Hatta namazı iyi kıldırmıyor!" dediler.</div><div><br></div><div>Soruşturma: Hazret-i Ömer (r.a.) durumu araştırmak üzere Muhammad bin Mesleme (r.a.)’yi Kûfe’ye gönderdi. Muhammed bin Mesleme Kûfe mescidlerini gezdi; herkes Sa’d’dan razı olduğunu söyledi. Ancak Absî kabilesinden Ebû Sa’de lakaplı Üsâme bin Katâde, Sa’d’ın askerle sefere gitmediğini, ganimeti eşit taksim etmediğini ve hükümde adaletli davranmadığını iddia etti.</div><div><br></div><div>Sa’d’ın Duası: İftiraya uğrayan Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) şöyle dua etti: "Ya Rabbi! Eğer senin bu kulun yalancı ise onun ömrünü uzun, ihtiyaçlarını çok kıl, kendisini fitnelere yakın kıl!" Bu dua tuttu; Ebû Sa’de çok yaşlanıp kaşları gözlerinin üzerine indiği halde sokaklarda kadınlara laf atar, durum sorulduğunda "Mübarek Sa’d’ın bedduasıdır" derdi.</div><div><br></div><div>Geri Çağrılma ve Görev Değişimi: Sa’d bin Ebî Vakkas Medine’ye döndü. Hazret-i Ömer (r.a.) ona namazı nasıl kıldırdığını sorduğunda, "Resûl-i Ekrem’in kıldırdığı gibi kıldırıyorum" cevabını aldı. Hz. Ömer, Sa’d hakkındaki zannının zaten olumlu olduğunu belirtti ancak Kûfe’deki karışıklığı yatıştırmak adına yerine Abdullah bin Abdullah’ı tayin etti.</div><div><br></div><div>Nihavend Seferinin Stratejik Planlaması</div><div><br></div><div>İstişare: İranlıların Nihavend’de büyük bir ordu topladığı haberi üzerine Hazret-i Ömer (r.a.) Sahâbe-i Kirâm ile istişare etti. Kendisi bizzat ordunun başında sefere gitmek istedi.</div><div><br></div><div>Hz. Ali’nin (r.a.) Tavsiyesi: Hz. Ali (r.a.), Halife’nin Medine’de kalmasının daha doğru olduğunu, Basra ve Kûfe ordularının sevk edilerek merkezden idare edilmesini tavsiye etti. Hazret-i Ömer bu fikri beğendi ve "Irak emirlerinden birini seçiniz" dedi. Sahâbe, Numan bin Mukarrin (r.a.)’i komutan seçti.</div><div><br></div><div>Hicretin Yirmi Birinci Senesi (M. 642) ve Nihavend Hazırlıkları</div><div><br></div><div>Ordunun Birleşmesi: Numan bin Mukarrin komutasındaki Kûfe ordusu, Basra’dan gelen Muğîre bin Şû'be komutasındaki orduyla birleşti. Nihavend’de yaklaşık 30.000 kişilik İslam ordusu toplandı.</div><div><br></div><div>Gözcü Birlikleri ve Karargâh: Numan; Tuleyha bin Huveylid, Amr bin Ma’dî Kerib, Nuaym bin Mukarrin, Zübeyd bin Mukarrin, Mücâsi bin Mes'ûd, Hu Zeyfe bin Yeman ve Ka’ka’ bin Amr gibi tecrübeli isimleri keşif ve öncü birlik komutanı olarak görevlendirdi.</div><div><br></div><div>İran Ordusu: İran ordusunun başında Fîrûzan vardı; sağ ve sol kollarına Zerk ile Zi’l-Hâcib komuta ediyordu. İran askerleri kendilerini zincirlerle bağlamış ve hendekler kazarak savunmaya çekilmişti.</div><div><br></div><div>Nihavend Savaşı ve Savaş Taktiği</div><div><br></div><div>Tuleyha’ın Taktik Önerisi: İranlıların hendek arkasından çıkmaması üzerine Tuleyha bin Huveylid sahte bir geri çekilme taktiği önerdi.</div><div><br></div><div>Savaşın Gelişimi:</div><div><br></div><div>Ka’ka’ bin Amr az bir birlikle hücum edip sahte geri çekilme harekâtı yaptı.</div><div><br></div><div>Müslümanların bozguna uğradığını sanan İran ordusu hendeklerden ve siperlerden çıkıp takibe başladı.</div><div><br></div><div>Numan bin Mukarrin (r.a.), ordusunu tuttu ve güneş tepe noktasından batıya kayana kadar sabırla bekletti.</div><div><br></div><div>Savaş vakti geldiğinde Numan atına bindi, askerlerini cesaretlendirdi ve şu duayı yaptı: "Ya Rabbi! Senden bugün İslam’ı aziz kılmanı, fütühat ile beni mesrur etmeni ve şehid olduğum halde ruhumu almanı dilerim."</div><div><br></div><div>Şiddetli Çatışma: Müslümanlar üç defa tekbir getirerek taarruza geçti. Öyle şiddetli bir harp oldu ki silahların şakırtısından başka ses duyulmadı; nihayet İran ordusu tamamen bozuldu ve muharebe meydanı kan denizine döndü.</div><div>Nihavend Zaferinin Tamamlanması ve Şehadetler</div><div><br></div><div>Numan bin Mukarrin’in Şehadeti: Muharebe sırasında Numan bin Mukarrin’in (r.a.) atı kayıp düştü ve kendisine isabet eden bir ok ile şehit oldu. Biraderi Nuaym bin Mukarrin ordu moralinin bozulmaması için üzerine bir örtü örterek sancağı devraldı ve durumu Huzeyfe bin Yemân (r.a.)’a bildirdi.</div><div><br></div><div>Fîrûzan’ın Öldürülmesi: Ka’kâ’ bin Amr ve Nuaym bin Mukarrin kaçan İran ordusunu Hemedan’a kadar takip ettiler. İran başkomutanı Fîrûzan, dar bir geçitte yüklü katırların yolu tıkaması üzerine atından inip yaya kaçmaya çalışırken Ka’kâ' bin Amr tarafından yakalanıp öldürüldü.</div><div><br></div><div>Müjdeci Sâib ve Mücevher Sepetleri: Zafer haberini Medine’ye iletmek ve ganimetlerin beşte birini teslim etmek üzere Sâib bin Akra’ görevlendirildi. Zerdüşt puthanesinin sahibi Hürbüz, Kısra’nın saklanan paha biçilmez cevherlerle dolu iki sepetini Huzeyfe’ye teslim etmişti.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in Rüyası: Sâib cevherleri Medine’ye getirdi ancak Hazret-i Ömer (r.a.) aynı gece rüyasında meleklerin kendisini ateşle tehdit ettiğini görerek hemen Sâib’i geri çağırdı. Cevherlerin devlet hazinesine alınmayıp hemen satılmasını ve parasının askerlere dağıtılmasını emretti. Sâib sepetleri Kûfe’ye götürdü ve Amr bin Hâris-i Mahzûmî’ye iki milyon dirheme sattı.</div><div><br></div><div>Hemedan, İsfahan ve İran Şehirlerinin Fethi</div><div><br></div><div>Dînever, Sîrvan ve Saymere: Basra ordusu komutanı Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.) Dînever’i beş günlük kuşatmanın ardından vergiye bağladı. Ardından Sîrvan, Saymere ve Askar-ı Mükrem beldelerini sulh yoluyla fethetti.</div><div><br></div><div>Hemedan ve İsfahan: Ka’kâ’ ve Numan bin Mukarrin’in takibinden sonra Hemedan ahalisi cizye ve haraç ödemeyi kabul ederek barış yaptı. Kûfe valisi Abdullah bin Abdullah, İsfahan üzerine yürüdü. İsfahan komutanı Esbidan ile Abdullah bin Verka arasındaki mübarezede Şehriyar öldürülünce şehir halkı cizye karşılığı teslim oldu.</div><div><br></div><div>Kürtler ve Kirman: Ramazan ayında Tîra Nehri ile Menâzir arasında toplanan Kürt birlikleri hezimete uğratıldı. İsfahan zaferinden sonra halkın bir kısmı Kirman’a kaçtı, kalanlar ise cizye ödemeyi kabul etti.</div><div><br></div><div>Muhtelif Hadiseler ve Atamalar</div><div><br></div><div>Vali Değişiklikleri:</div><div><br></div><div>Ammar bin Yâsir (r.a.) Kûfe valiliğinden kendi isteğiyle ayrıldı.</div><div><br></div><div>Abdullah bin Mes'ûd (r.a.) Kûfe’ye öğretmen (muallim) ve ilim öğretici olarak atandı.</div><div><br></div><div>Muğîre bin Şû'be (r.a.) yeniden Kûfe valisi yapıldı.</div><div><br></div><div>Bahreyn valisi Alâ bin Hadramî vefat edince yerine Ebû Hureyre (r.a.) tayin edildi.</div><div><br></div><div>Hâlid bin Velîd’in Vefatı: Hicretin 21. senesinde İslam’ın efsanevi komutanı Hâlid bin Velîd (r.a.) Humus’ta yatağında vefat etti. Vefat ederken "Bunca muharebede bulundum, vücudumda ok ve kılıç yarası olmayan yer kalmadı ama işte yatağımda vefat ediyorum" diyerek üzüntüsünü dile getirdi.</div><div><br></div><div>Zevîle Seferi: Mısır emiri Amr bin Âs (r.a.), batı tarafına Ukbe bin Nâfi (r.a.)’i göndererek Zevîle beldesini barış yoluyla fethetti.</div><div><br></div><div>Hicretin Yirmi İkinci Senesi (M. 642/643) - Berka, Trablusgarp ve Hemedan İsyanı</div><div><br></div><div>Kuzey Afrika İlerleyişi: Amr bin Âs (r.a.) Berka’ya giderek ahaliyi cizyeye bağladı. Ardından bir aylık kuşatma sonrası Trablusgarp’ı fethetti. Rum muhafızlar gemilerle kaçtı.</div><div><br></div><div>Hemedan İsyanı: Hemedan ahalisi barışı bozunca Hazret-i Ömer (r.a.), Nuaym bin Mukarrin’i tekrar bölgeye gönderdi. Nuaym, çetin savaşlar sonrası Hemedan’ı yeniden fethetti.</div><div><br></div><div>İsfendiyar ve Azerbaycan: Rüstem’in biraderi İsfendiyar ile Azerbaycan halkının birleşip Müslümanlara karşı ordu topladığı haberi alındı.</div><div>Kûfe’deki İftiralar ve Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) Hadisesi</div><div><br></div><div>Şikâyetler ve Soruşturma: Kûfe ahalisinden bazı kimseler Medine’ye gelerek Sa’d bin Ebî Vakkas’ı (r.a.) Hazret-i Ömer’e (r.a.) şikâyet ettiler. Şikâyetçiler iddialarını "Hatta namazı iyi kıldırmıyor!" sözüne kadar vardırdılar. Bunun üzerine Hz. Ömer, durumu yerinde incelemek amacıyla Muhammed bin Mesleme (r.a.)’yi Kûfe’ye tahkikat memuru olarak gönderdi. Muhammed bin Mesleme Kûfe’deki tüm mescidleri gezerek halkın görüşünü aldı; ahali Sa’d’dan memnuniyetini bildirdi.</div><div><br></div><div>Absî Kabilesinden Ebû Sa’de’nin İddiaları: Yalnızca Absî kabilesinin mescidinde Ebû Sa’de lakaplı Üsâme bin Katâde ortaya çıkarak Sa’d bin Ebî Vakkas hakkında üç iddiada bulundu: Askerle birlikte sefere çıkmadığını, ganimet mallarını eşit dağıtmadığını ve davalarda adaletle hükmetmediğini öne sürdü.</div><div><br></div><div>Sa’d’ın Bedduası ve Akıbeti: Kendisine atılan bu iftirayı işiten Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) şu duayı etti: "Ya Rabbi! Eğer senin bu kulun yalancı ise -buradaki insanlar görsün ve işitsinler ki- sen onun ömrünü uzun, ihtiyaçlarını çok kıl, kendisini fitnelere yakın kıl!" Bu dua kabul oldu; Ebû Sa’de çok yaşlanıp yaşlılıktan kaşları gözlerinin üzerine sarktığı halde sokaklarda genç kızlara laf atar ve durumu sorulduğunda "Mübarek Sa’d’ın bedduasıdır" derdi.</div><div><br></div><div>Kûfe Valiliğinin Değişimi: Sa’d Medine’ye çağrıldı. Hz. Ömer’in soruları üzerine namazı tıpkı Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) kıldırdığı gibi kıldırdığını ifade etti. Hz. Ömer, Sa’d hakkındaki hüsnüzannının korunduğunu ancak Kûfe’deki fitneyi yatıştırmak ve asayişi sağlamak adına Sa’d’ın yerine Kûfe valiliğine Abdullah bin Abdullah’ı atadı.</div><div><br></div><div>Nihavend Seferinin Stratejik İttifakı ve İstişareler</div><div><br></div><div>İran Ordusunun Toplanması: Celûlâ mağlubiyetinden sonra kaçan Kısra Yezdicerd’in teşvikiyle İran askerleri Nihavend’de devasa bir ordu oluşturdu.</div><div><br></div><div>Medine’deki İstişare ve Hz. Ali’nin Tavsiyesi: Medine’de toplanan sahâbe ile görüşen Hazret-i Ömer (r.a.), ordunun başına bizzat geçip sefere çıkmak istediğini belirtti. Ancak Hz. Ali (r.a.) söz alarak; Halife’nin Medine’de kalmasının merkezî otorite ve ordu morali açısından şart olduğunu, Basra ve Kûfe’deki ordu birliklerinin sevk edilerek savaşın yerel komutanlarca yürütülmesini tavsiye etti. Hz. Ömer bu görüşü benimsedi ve ordu komutanlığına Numan bin Mukarrin (r.a.)’i tayin etti.</div><div><br></div><div>Nihavend Savaşı ve Askerî Taktikler (M. 642)</div><div><br></div><div>Orduların Birleşmesi: Numan bin Mukarrin yönetimindeki Kûfe birlikleri ile Muğîre bin Şû'be komutasındaki Basra birlikleri birleşerek yaklaşık 30.000 kişilik bir kuvvet oluşturdu. İran ordusunun başında Fîrûzan bulunuyordu; sağ kolunda Zerk, sol kolunda Zi’l-Hâcib yer alıyordu. İran ordusu askerlerini birbirine zincirlerle bağlamış ve ordugahın etrafına hendekler kazmıştı.</div><div><br></div><div>Keşif ve Ön Birlikler: Numan; Tuleyha bin Huveylid, Amr bin Ma’dî Kerib, Nuaym bin Mukarrin, Zübeyd bin Mukarrin, Mücâsi bin Mes'ûd, Huzeyfe bin Yemân ve Ka’kâ’ bin Amr gibi tecrübeli isimleri keşif birliklerine verdi.</div><div><br></div><div>Savaş Stratejisi ve Sahte Geri Çekilme: İranlıların hendeklerin arkasından çıkmaması üzerine Tuleyha bin Huveylid sahte bir geri çekilme taktiği önerdi. Ka’kâ’ bin Amr az sayıda bir kuvvetle hücum edip geri çekiliyormuş gibi yaptı. Müslümanların bozguna uğradığını düşünen İran askerleri hendeklerden çıkıp takibe başladı.</div><div><br></div><div>Çetin Meydan Muharebesi ve Numan’ın Şehadeti: Numan bin Mukarrin ordusunu sabırla tuttu ve güneş batıya kayana kadar bekledi. Ardından "Ya Rabbi! Sened bugün İslam’ı aziz kılmanı, fütühat ile beni mesrur etmeni ve şehid olduğum halde ruhumu almanı dilerim" diye dua edip hücum emri verdi. Müslümanlar üç defa tekbir getirerek taarruza geçti. Savaş esnasında Numan bin Mukarrin’in atı kaydı ve kendisine isabet eden bir ok ile şehit düştü. Kardeşi Nuaym bin Mukarrin, ordunun morali bozulmasın diye sancağı hemen devraldı ve durumu Huzeyfe bin Yemân’a iletti.</div><div><br></div><div>Fîrûzan’ın Öldürülmesi: Bozguna uğrayan İran ordusu kaçmaya başladı. Başkomutan Fîrûzan Hemedan’a doğru kaçarken dar bir geçitte yüklü katırların yolu tıkaması üzerine yaya olarak kaçmaya çalıştı fakat Ka’kâ’ bin Amr tarafından yakalanıp öldürüldü.</div><div><br></div><div>Ganimetler, Müjdeci Sâib ve Hz. Ömer’in Rüyası</div><div><br></div><div>Mücevher Sepetleri: Zerdüşt puthanesinin sahibi Hürbüz, Kısra’ya ait paha biçilmez cevherlerle dolu iki sepeti Huzeyfe bin Yemân’a teslim etmişti. Zafer müjdesini ve beşte bir ganimeti Medine’ye götürmekle Sâib bin Akra’ görevlendirildi.</div><div><br></div><div>Hz. Ömer’in Rüyası ve Talimatı: Sâib cevherleri Medine’ye getirdikten sonra, Hz. Ömer (r.a.) rüyasında meleklerin kendisini ateşle tehdit ettiğini gördü. Sabah olunca derhal Sâib’i çağırarak bu mücevherlerin devlet hazinesine alınmamasını, derhal geriye götürülüp satılmasını ve parasının askerlere dağıtılmasını emretti. Sâib sepetleri Kûfe’ye götürerek Amr bin Hâris-i Mahzûmî’ye iki milyon dirheme sattı.</div><div><br></div><div>İran Şehirlerinin Fethi ve Askerî İlerleyiş</div><div><br></div><div>Dînever, İsfahan ve Hemedan: Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.) Dînever’i beş günlük kuşatma sonrası vergiye bağladı; ardından Sîrvan, Saymere ve Askar-ı Mükrem’i sulh ile fethetti. Kûfe valisi Abdullah bin Abdullah İsfahan üzerine yürüdü. İsfahan komutanı Esbidan’ın temsilcisi Şehriyar’ın Abdullah bin Verka ile girdiği mübarezede öldürülmesi üzerine şehir halkı cizye ödemeyi kabul etti.</div><div><br></div><div>Kazvin, Rey ve Taberistan: Bera’ bin Âzib (r.a.) Kazvin ve Zencan’ı fethetti. Nuaym bin Mukarrin ise Rey üzerine yürüdü. Rey hükümdarı Siyavahs’a karşı şehrin ileri gelenlerinden Ebû Ferhan Müslümanlara yardım etti ve şehir ele geçirildi. Süveyd bin Mukarrin Kumis, Cürcan ve Taberistan bölgelerini barış yoluyla kontrol altına aldı.</div><div><br></div><div>Azerbaycan ve Derbend: Ütbe bin Ferkad ile Bükeyr bin Abdullah Azerbaycan’a sevk edildi. Bükeyr, İsfendiyar’ı esir aldı ve onun arabuluculuğuyla bölge halkı ile barış yapıldı. Süreka bin Amr komutasındaki öncü birlikler Derbend’e ulaştı. Derbend hükümdarı Şehriyar, dış tehlikelere karşı askerî yardım yapmaları şartıyla cizyeden muaf tutularak antlaşma imzalandı. Habîb bin Mesleme ise Tiflis’e kadar ilerledi.</div><div><br></div><div>Horasan Seferi ve Kısra Yezdicerd’in Sonu</div><div><br></div><div>Strateji Değişikliği: Ahnef bin Kays, İranlıların sürekli antlaşmaları bozmasının temel sebebinin Kısra Yezdicerd’in sağ olması ve halkı kışkırtması olduğunu Hz. Ömer’e bildirdi. Hz. Ömer bunun üzerine ordulara İran’ın iç kesimlerine dağılarak Yezdicerd’i takip etme izni verdi.</div><div><br></div><div>Ahnef bin Kays’ın Horasan İlerleyişi: Ahnef bin Kays (r.a.) Horasan’a girip Tabesan, Herat, Nişabur ve Serahs’ı fethetti. Yezdicerd Merv-i Rûz’dan Belh’e kaçtı ve Türk Hakanı ile Çin Hükümdarından yardım istedi. Ahnef, Ceyhun nehrini geçip Türk Hakanı’nın ordusuyla çetin savaşlar yaptı. Türk Hakanı ordusunu çekip Fergana’ya dönünce Yezdicerd yalnız kalarak Fergana ve Soğd tarafına kaçmak zorunda kaldı. Ahnef, gönderdiği zafernamede "Ateşe tapanların devleti mahvoldu" diyerek Horasan’ın fethedildiğini müjdeledi.</div><div><br></div><div>Fars, Kirman, Mısır ve Diğer Fetihler</div><div><br></div><div>Fars ve Kirman: Mücâsi bin Mes'ûd Sâpûr’u, Osman bin Abi’l-Âs Tevec ve Cûr şehirlerini, Ebû Mûsâ el-Eş'arî Şiraz’ı fethetti. Süheyl bin Adiyy Kirman’ı, Âsım bin Amr Sicistan’ı, Hakem bin Umeyr ise Mekran’ı fethetti.</div><div><br></div><div>Kuzey Afrika ve Mısır: Mısır emiri Amr bin Âs (r.a.), Ukbe bin Nâfi’i batıya gönderip Zevîle’yi fethetti. Ardından kendisi Berka ve Trablusgarp’ı fethetti.</div><div><br></div><div>Ammar bin Yâsir, Hâlid bin Velîd ve Valilik Atamaları</div><div><br></div><div>Ammar bin Yâsir (r.a.) Kûfe valiliğinden kendi isteğiyle ayrıldı. Kûfe’ye ilim öğretmesi için Abdullah bin Mes'ûd (r.a.) gönderildi; valiliğe ise Muğîre bin Şû'be atandı. Bahreyn valisi Alâ bin Hadramî’nin vefatı üzerine yerine Ebû Hureyre (r.a.) getirildi.</div><div><br></div><div>Hicretin 21. senesinde büyük komutan Hâlid bin Velîd (r.a.) Humus’ta yatağında vefat etti. Vefat ederken "Bunca muharebede bulundum, vücudumda ok ve kılıç yarası olmayan yer kalmadı ama işte yatağımda vefat ediyorum" diyerek hüznünü ifade etti.</div><div><br></div><div>Kerâmet-i Ömer (r.a.) / "Yâ Sâriye el-Cebel!"</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer (r.a.) Medine’de Mescid-i Nebevî’de minberde hutbe okuduğu sırada, Cenâb-ı Hakk’ın bildirmesiyle Fesa ve Dâr-ı İbkird bölgesinde kuşatılan İslam ordusunun durumunu gördü. Hutbeyi keserek birdenbire:</div><div><br></div><div>"Yâ Sâriye! el-Cebel, el-Cebel!" (Ey Sâriye! Dağa çekil, dağa!)</div><div>diye seslendi.</div><div><br></div><div>Komutan Sâriye bin Zenîm (r.a.), kilometrelerce uzaktaki bu sesi işitip ordusunun sırtını dağa verdi. Böylece arkasını emniyete alan İslam ordusu, düşman kuşatmasını yararak büyük bir zafer kazandı.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in (r.a.) halifeliği döneminde gerçekleştirilen bu hızlı ve geniş çaplı fetihler sonucunda İslam devleti doğuda Horasan’dan batıda Kuzey Afrika’ya kadar genişlemiş ve fevkalade bir kuvvete ulaşmıştır.</div><div>Fitne Hadisi ve "Kapı" Diyaloğu (Hz. Ömer ile Hz. Huzeyfe)</div><div><br></div><div>Fitne Sorusu: Hazret-i Ömer (r.a.), huzurunda bulunan Sahâbe-i Kirâm’a: "Resûlullah (s.a.v.)'in fitne hakkında olan sözü hanginizin hatırındadır?" diye sordu.</div><div><br></div><div>Huzeyfe bin Yemân'ın Cevabı: Hazret-i Huzeyfe (r.a.) söze girerek; kişinin aile, mal, evlat ve komşusundan dolayı uğrayacağı fitnelere kılınan namazların, tutulan oruçların, sadakaların, iyiliği emredip kötülükten menetmenin kefaret olacağını söyledi.</div><div><br></div><div>Deniz Gibi Dalgalanacak Fitne: Hz. Ömer, kastedilenin bu olmadığını belirterek: "Onu sormadım. Deniz gibi dalgalanacak fitneyi soruyorum" dedi. Hz. Huzeyfe ise: "Yâ Emîre'l-mü'minîn! Senin için ondan bir beis yoktur. Senin zamanınla onun arasında bir kapalı kapı vardır" cevabını verdi.</div><div><br></div><div>Kırılacak Kapı: Hz. Ömer: "Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?" diye sorunca, Hz. Huzeyfe: "Kırılacak" dedi. Hz. Ömer de: "Öyle ise o kapı artık kapanmaz" diyerek üzüntüsünü dile getirdi.</div><div><br></div><div>Kapının Anlamı: İmam-ı Zuhri ve Mesrûk gibi tabiîn âlimleri Hz. Huzeyfe’ye o kapının kim olduğunu bildiğini sorduklarında Huzeyfe (r.a.): "O kapı Ömer’dir" cevabını verdi. Yani Hz. Ömer vefat edince Müslümanlar arasındaki fitne kapısı bir daha kapanmamak üzere açılacaktır.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in (r.a.) Mütevazı Yaşamı ve Adaleti</div><div><br></div><div>Dünya Malına Değer Vermemesi: Devlet hazinesi zenginleşip halkın refahı artmasına rağmen Hz. Ömer (r.a.) şahsi hayatında son derece mütevazı kalmıştır. Üzerindeki elbisede tırnak kadar yamalar bulunur, kimseden çekinmeden geceleri asayiş ve emniyet için tek başına sokaklarda gezerdi.</div><div><br></div><div>Mesuliyet Duygusu: Hz. Ömer halk üzerindeki sorumluluğundan dolayı sık sık ağlar ve şöyle derdi:</div><div><br></div><div>"Yâ Rabbi! Ruhumu kabzet... Fırat kenarında bir oğlak zayi olsa, korkarım ki Ömer'den sorulur."</div><div><br></div><div>Hilâfet ve Halef Tayini Endişesi</div><div><br></div><div>Aşere-i Mübeşşere’den Biri: Hz. Ömer (r.a.), kendisinden sonra devletin başına bir halef bırakma konusunda büyük endişe taşıyordu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) kendisini tayin ettiği gibi, kendisinin de Sahâbe-i Kirâm’ın en üstün tabakası olan Aşere-i Mübeşşere’den (cennetle müjdelenen 10 sahabe) birini halef göstermesi bekleniyordu.</div><div><br></div><div>Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a.) Arayışı: Hz. Ömer kendisinden sonra hilâfete en uygun kişi olarak Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a.)’ı görüyordu. Ancak Ebû Ubeyde Şam’da veba hastalığından vefat etmişti. Vefat ettiğinde geriye sadece birkaç silah, bir koyun postu ve bir su testisi kalmıştı. Hz. Ömer, Ebû Ubeyde’nin vefatından sonra halef konusunda büyük bir kararsızlığa düşmüştü.</div><div>Aşere-i Mübeşşere’den Diğer Sahâbîlerin Durumu ve Halifelik Değerlendirmeleri</div><div><br></div><div>Saîd bin Zeyd (r.a.): Aşere-i Mübeşşere’den hayatta olan Saîd bin Zeyd (r.a.) duası kabul olunan, ahiret adamı bir zattı. Yermük Savaşı'nda ve Şam’ın fethinde bulunmuş, ancak hiçbir zaman makam veya kumandanlık sevdasına düşmemiştir. Hazret-i Ömer’in amcasının oğlu ve amca kızı Fatma’nın kocası (yani Hz. Ömer'in eniştesi) olduğundan, akrabalık kayırması gibi görünmemesi adına Hz. Ömer onu halef adaylığına uygun görmemiştir.</div><div><br></div><div>Altı Adayın Kalması: Ebû Ubeyde bin Cerrâh'ın vefatı ve Saîd bin Zeyd'in elenmesiyle geriye hilâfete aday olabilecek altı kişi kalmıştır:</div><div><br></div><div>Hazret-i Ali bin Ebî Tâlib (r.a.)</div><div><br></div><div>Hazret-i Osman bin Affân (r.a.)</div><div><br></div><div>Hazret-i Zübeyr bin Avvâm (r.a.)</div><div><br></div><div>Hazret-i Talha bin Ubeydullah (r.a.)</div><div><br></div><div>Hazret-i Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.)</div><div><br></div><div>Hazret-i Abdurrahman bin Avf (r.a.)</div><div><br></div><div>Hz. Ömer'in Kararsızlığı: Hazret-i Ömer (r.a.), bu altı sahabî arasından tek bir kişiyi doğrudan halef tayin etme hususunda kararsız kalmıştır; zira birini seçip diğerlerini bırakmanın fitneye sebep olmasından ve manevi mesuliyetinden korkmuştur.</div><div><br></div><div>Adayların Şahsi Hallerinin Değerlendirilmesi</div><div><br></div><div>Abdurrahman bin Avf (r.a.): Bu makama son derece layık olmakla birlikte Uhud Gazası'nda yirmi yerinden yara almış ve ayağı sakatlanarak topal kalmıştır. Yaşlılığın getirdiği bedeni zafiyet sebebiyle halifelik yükünü taşıyamayacağını düşünmüştür.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.): Irak başkumandanlığı gibi büyük görevleri başarmış bir cengaver ve idarecidir. Fakat halifelik yükünün getireceği ağır sorumluluğa vücudunun tahammül edemeyeceği değerlendirilmiştir.</div><div><br></div><div>Zübeyr bin Avvâm (r.a.): Ticaretle meşgul, son derece zengin bir zattı; Medine, Basra, Kûfe ve Mısır’da mülkleri vardı. Ancak mal ve servet harcamaya karşı son derece cömert olmasına rağmen riyaset (liderlik/emirlik) hususunda hevesli görülmemiştir. Hz. Ömer kendisine Mısır valiliğini teklif ettiğinde bile kabul etmeyip er hatırı için cihada gitmiştir.</div><div><br></div><div>Talha bin Ubeydullah (r.a.): Zengin, şık ve güzel elbiseler giyinmeyi seven bir kimseydi. Hazret-i Ömer ise mütevazı, yamalı elbiseler giyen ve ziynet eşyalarına değer vermeyen bir halife olduğu için, halkın alışageldiği bu sade idare tarzından sonra Talha’nın yaşantısının insanlar arasında şahsi arzuları tetiklemesinden endişe edilmiştir.</div><div><br></div><div>Osman bin Affân (r.a.): Son derece zengin bir tüccardı. Ticaret ile ahiret saadetini birleştirmekte bir mahzur görmez, Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman'ın (a.s.) zenginliğini örnek alırdı. Zengin sahâbîler onun bu halini hayranlıkla takip ederdi. Hazret-i Osman pek mülâyim, mahcub, selim ve yumuşak huylu bir kimseydi. Ümeyye oğullarının (Emevîlerin) en gözde ve sevilen şahsiyetiydi. Ancak onun halife olması durumunda, Hâşimoğulları ile Ümeyyeoğulları arasındaki eski rekabetin yeniden kızışmasından ve fitne çıkmasından endişe edilmekteydi.</div><div>Hazret-i Ali ve Diğer Adaylar Hakkındaki Değerlendirmeler</div><div><br></div><div>Hazret-i Ali bin Ebî Tâlib (r.a.): Dünyalık olarak bir hırka ve bir lokmayla yetinen, manevi derecesi pek yüksek bir sahâbîdir. Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir’in kendisini halife tayin ettiği gibi Hz. Ali’yi aday gösterebileceğini düşünmüş, ancak manevi mesuliyet sebebiyle kesin bir karar verememiştir.</div><div><br></div><div>İbn Abbas’ın (r.a.) Anlatımı: Abdullah bin Abbas (r.a.), Hz. Ömer’i düşünceli ve dertli gördüğü bir gün aralarında geçen konuşmayı aktarır:</div><div><br></div><div>Hz. Ömer’in "Ali’ye meyil ve rağbetin var mı?" sorusuna İbn Abbas; Hz. Ali’nin bu işe ehil olduğunu, fakat mizaç olarak mizaha meyilli olduğunu, buna rağmen halife olursa insanları Hak yoluna teşvik edeceğini belirtir.</div><div><br></div><div>Hz. Ömer, Hazret-i Osman (r.a.) için: "Onu halife seçsem ana bir kardeşliği olan Velîd bin Ukbe’yi istihdam eder. Arab da onun bu gibi adamları ileri geçirmesinden tiksinerek aleyhine kıyam eder ve nihayet kendisinin katline sebep olur" demiştir. Bu ifade, Hz. Ömer’in ileride yaşanacak olayları öngören kerametlerinden biri olarak kabul edilmiştir.</div><div><br></div><div>Hazret-i Talha (r.a.) için: "Gözü alıcı elbiseler giyer, süslü gezer... Bu halini bilirken ümmet-i Muhammed’in işlerine memur kılınmaz" demiştir.</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) için: "Harp eridir, lâkin devlet reisi olamaz" değerlendirmesini yapmıştır.</div><div><br></div><div>Zübeyr bin Avvâm (r.a.) için: "Pazar yerinde ölçü ve tartıdan bahseder. Müslümanların işine o mu bakacak?" demiştir.</div><div><br></div><div>Abdurrahman bin Avf (r.a.) için ise: "Ne güzel adamdır. Lâkin zayıftır" demiştir.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in (r.a.) Vefatı ve Ebû Lû'lü' Hadisesi</div><div><br></div><div>Ebû Lû'lü' ile Karşılaşma: Hazret-i Ömer (r.a.), Medine-i Münevvere çarşısında gezerken Muğîre bin Şû'be’nin Ebû Lû'lü' adındaki Hristiyan kölesi yanına yaklaşarak, Muğîre’nin kendisinden aldığı verginin ağır olduğunu söyleyip şikâyet etmiştir.</div><div><br></div><div>Cizye/Vergi Diyaloğu:</div><div><br></div><div>Hz. Ömer: "Haracın nedir?"</div><div><br></div><div>Ebû Lû'lü': "Yevmiye iki dirhem"</div><div><br></div><div>Hz. Ömer: "San'atun nedir?"</div><div><br></div><div>Ebû Lû'lü': "Tüccarım, nakkaşım, demirciyim"</div><div><br></div><div>Yeldeğirmeni Diyaloğu: Hz. Ömer, bu kadar yetenekli bir sanatkâr için iki dirhem haracın çok olmadığını belirttikten sonra, onun yeldeğirmeni yapabildiğini bildiğini söyleyip "Hatta işittim ki sen yeldeğirmeni yapabilirim demişsin" demiştir. Ebû Lû'lü' "Evet yaparım" cevabını verince, Hz. Ömer "Öyle ise bana bir yeldeğirmeni yap" talebinde bulunmuştur.</div><div>Ebû Lû'lü'nin Tehdidi ve Suikast</div><div><br></div><div>Tehdit Diyaloğu: Ebû Lû'lü', yeldeğirmeni isteği üzerine Hz. Ömer’e: "Sana bir değirmen yapayım ki, doğudan batıya kadar dillerde destan olsun" diyerek oradan ayrıldı. Hazret-i Ömer ise yanındakilere "Köle, beni tehdit etti" dedi.</div><div><br></div><div>Saldırı Anı: Ertesi gün sabah namazını kıldırmak üzere Mescid-i Şerîf’e gelip saflar düzeltilirken Ebû Lû'lü', iki başlı bir hançerle Hazret-i Ömer’i altı yerinden yaraladı ve kaçtı.</div><div><br></div><div>Namaz Emri: Hz. Ömer yaralı haldeyken namazı kıldırması için Abdurrahman bin Avf (r.a.)’ı görevlendirdi ve evine kaldırıldı.</div><div><br></div><div>Halef Tayini Tartışması ve Hz. Ömer'in Vasiyeti</div><div><br></div><div>Ebû Ubeyde ve Sâlim Özlemi: Yatağında yatarken kendisine "Ya Emîre'l-mü'minîn! Bir halife seç" denilince Hz. Ömer şu tarihi cevabı verdi:</div><div><br></div><div>"Ebû Ubeyde hayatta olsa onu halife seçerdim. Ve niçin onu halife seçtin diye sorulursa 'Ya Rabbi! Resûlünün, Ebû Ubeyde bu ümmetin emînidir, dediğini işittim' diye cevap verirdim. Ebû Huzeyfe’nin azatlı kölesi Sâlim sağ olsa onu halife seçerdim. Ve Rabbim sual ederse 'Resûlünün, Sâlim Allah’ı en ziyade seven zattır, dediğini işittim' diye cevap verirdim."</div><div><br></div><div>Oğlunu Aday Göstermemesi: "Oğlun Abdullah’ı halife seç" denildiğinde ise "Bir haneden bir kurban yeter" diyerek bu teklifi reddetti.</div><div><br></div><div>Abdurrahman bin Avf ile Görüşme: Hz. Ömer, Abdurrahman bin Avf’a "Ben, seni veliahd etmek istiyorum" dedi. Abdurrahman bin Avf "Bana kabul et diye nasihat eder misin?" diye sorunca Hz. Ömer "Edemem" cevabını verdi. Bunun üzerine Abdurrahman bin Avf "Vallahi ben de ebediyyen bu işe girmem" dedi.</div><div><br></div><div>Şûrâ Heyetinin Kurulması: Hz. Ömer bunun üzerine işi Müslümanların meşveretine (şûrâya) havale etti. Aşere-i Mübeşşere’den altı kişiyi (Ali, Osman, Talha, Zübeyr, Sa’d bin Ebî Vakkas ve Abdurrahman bin Avf) danışma meclisine memur etti.</div><div><br></div><div>Oğlu Abdullah'ın Rolü: Oğlu Abdullah (r.a.)’ı oy vermek üzere bu meclise memur etti ancak kendisinin halife seçilmemesini kesin olarak şart koştu.</div><div><br></div><div>Şûrâ Toplantısı ve Hz. Ömer’in Nasihatleri</div><div><br></div><div>Talha'nın Beklenmesi: Talha bin Ubeydullah (r.a.) o sırada Medine’ye yakın bir yerdeydi. Abdurrahman bin Avf; Ali, Osman, Zübeyr ve Sa’d’ı yanına çağırarak Talha’nın üç gün beklenmesini, gelirse karara katılması; gelmezse verecekleri kararı kabul etmesi şartını sundu. Sa’d bin Ebî Vakkas, Talha adına bu duruma kefil oldu.</div><div><br></div><div>Adaylara Özel Uyarılarda Bulunması:</div><div><br></div><div>Hz. Ali’ye: "Halife olursan Hâşimoğullarını Müslümanların başına yük etme."</div><div><br></div><div>Hz. Osman’a: "Halife olursan Ebi Muayt oğullarını Müslümanların başına ağırlık etme."</div><div><br></div><div>Hz. Sa’d’a: "Halife olursan akrabanı Müslümanların başına yük etme."</div><div><br></div><div>Eşitlik Durumunda Kural: Abdurrahman bin Avf şûrâya şu kuralı koydu:</div><div><br></div><div>"Oylarınızda ihtilâf vâki olursa ekseriyyete tâbi olun. Eğer oylarda eşitlik bulunursa Abdurrahman bin Avf’ın bulunduğu tarafta olun."</div><div><br></div><div>Sa’d bin Ebî Vakkas Hakkındaki Vasiyeti: Hz. Ömer, Sa’d (r.a.) hakkında: "Eğer başka biri halife seçilirse Sa’d memuriyete tayin edilerek ona yardım edilsin. Benim onu Kûfe emirliğinden azletmem bir eksikliğinden veya herhangi bir suçundan dolayı değildi" diye vasiyette bulundu.</div><div>Hz. Ömer’in (r.a.) Görevlendirmeleri ve Talimatları</div><div><br></div><div>Ebû Talha’ya (r.a.) Hitaben: Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) "Orduda Ebû Talha'nın sesi, bir topluluktan hayırlıdır" buyurduğu Ensar’ın cesur ve servet sahibi siması Ebû Talha’ya; altı kişilik şûrâ üyelerini bir hanede toplaması, kapıda elli Ensarî ile beklemesi, üç gün içinde bir halife seçmelerini sağlaması ve dışarıdan müdahalelere izin vermemesi talimatını verdi.</div><div><br></div><div>Mikdad bin Esved’e (r.a.) Hitaben: Kendisi kabre konulduğunda şûrâ üyelerini bir haneye kapatıp birini halife seçinceye kadar orada tutmasını emretti.</div><div><br></div><div>Suheyb-i Rumî’ye (r.a.) Hitaben: Üç gün boyunca Müslümanlara namaz kıldırma görevini verdi. Şûrâ kararlarına ilişkin şu kuralları koydu:</div><div><br></div><div>Beş kişi ittifak edip biri karşı çıkarsa muhalifin başını vurun.</div><div><br></div><div>Dördü ittifak edip ikisi karşı çıkarsa ikisinin de başını vurun.</div><div><br></div><div>Oylar üçerli eşit bölünürse Hz. Abdullah bin Ömer’i hakem tayin etsinler.</div><div><br></div><div>Abdullah’ın kararına razı olunmazsa Abdurrahman bin Avf’ın bulunduğu tarafı seçin; ısrar eden muhalifleri öldürün.</div><div><br></div><div>Hz. Âişe’den (r.anha) Defin İzni İstenmesi</div><div><br></div><div>Oğlu Abdullah’ın Görevlendirilmesi: Hz. Ömer, oğlu Abdullah’ı Hz. Âişe’ye göndererek Hücre-i Saadet’e (Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir’in yanına) defnedilmek için izin istedi.</div><div><br></div><div>Hz. Âişe’nin Rızası: Hz. Âişe "Onu kendim için düşünüyordum fakat bugün Ömer’e tercih ederim" diyerek izin verdi.</div><div><br></div><div>Vefat Anındaki Son Tembih: Hz. Ömer, vefatından sonra tekrar izin istenmesini, izin verilmezse Baki Mezarlığı’na defnedilmeyi vasiyet etti.</div><div><br></div><div>Vefat Anı ve Son Diyaloglar</div><div><br></div><div>Halkın İstekleri: Yatağında yatarken içeri giren gruplardan biri Hz. Osman’ı önermiş, Hz. Ömer "Hem malı sever, hem cenneti sever" demiştir. Başka bir grup Hz. Ali’yi önermiş, "O, sizi bir yola götürür ki, Hak yolu ancak odur" karşılığını vermiştir.</div><div><br></div><div>Oğlu Abdullah’ın İsyanı: Oğlu "İşte onu halife seçseydin" deyince, Hz. Ömer "Bu yükü sağlığımızda yüklendik. Öldükten sonra da mı taşıyalım?" demiştir.</div><div><br></div><div>Vefat Bilgisi: Kelime-i şehadet ve zikrullah ile meşgul iken gece cennet bahçesine göç etti. Halifeliği 10 yıl 6 ay birkaç gündür. Hicri 23 yılının Zilhicce ayının sonunda vefat etti.</div><div><br></div><div>Cenaze Namazı ve Defin: Cenaze namazını Suheyb-i Rumî kıldırdı. Naaşı Hz. Âişe’den yeniden alınan izinle Hücre-i Saadet’e, Hz. Ebû Bekir’in yanına defnedildi. Kabre oğlu Abdullah, Abdurrahman bin Avf, Osman, Ali ve Sa’d bin Ebî Vakkas indirdi.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer’in (r.a.) Evlatları ve Aile Soy Ağacı</div><div><br></div><div>Cahiliye Devri Evlilikleri ve Çocukları:</div><div><br></div><div>Zeyneb’den: Abdullah, Abdurrahmanü’l-Ekber, Hafsa (Hz. Peygamber’in zevcesi).</div><div><br></div><div>Müleyke’den: Abdullah.</div><div><br></div><div>Müslüman Olduktan Sonraki Evlilikleri ve Çocukları:</div><div><br></div><div>Ümmü Hakîm’den: Fâtıma.</div><div><br></div><div>Cemîle’den: Âsım.</div><div><br></div><div>Hz. Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’den: Rukiyye (kızı) ve Zeyd (oğlu).</div><div><br></div><div>Fekîhe isimli cariyesinden: Zeyneb.</div><div><br></div><div>Hazret-i Ömer (r.a.) Hakkında Son Söz</div><div><br></div><div>Fetihleri ve İslam dinine hizmetleri çoktur. Sözünü dinleten, vurursa acıtan, dini hükümleri uygulamada hiç kimseden çekinmeyen ve asla taraftarlık yapmayan mutlak adalet sahibi bir idareciydi. Akıllı, tedbirli, kanaatkar, sabırlı, ibadet eden, zühd ve takva sahibi yüce bir şahsiyettir.</div>

← Arşive dön