Ebu Bekri's-Sıddık (ra)

Dönem
Asr-ı Saadet
Baba
Osman (Ebu Kuhafe)
Anne
Ümmül Hayr Selma Binti Sahr

Hz. Ebûbekir’in (r.a.) Hayatı ve Faziletleri

Soyu, Doğumu ve İsimleri

Hz. Ebûbekir (r.a.), Ashâb-ı Kirâm’ın en faziletlisidir. Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) iki yıl sonra dünyaya gelmiştir. Babası Ebû Kuhâfe (r.a.), annesi ise Selmâ bint-i Sahr’dır (r. anhâ). Soyu hem anne hem de baba tarafından Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dedelerinden Mürre’de birleşmektedir.

Cahiliye döneminde ismi "Abdü Rabbi'l-Ka'be" iken, Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisine "Abdullah" ismini vermiştir.

Hiçbir delil aramadan Müslüman olduğu ve Mi'râc mucizesini hiç tereddüt etmeden tasdik ettiği için kendisine "Sıddîk" unvanı verilmiştir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "Ey Ebûbekir! Sen Allâhu Teâlâ’nın cehennemden atîkısın (âzât ettiği bir kulsun)" iltifatından dolayı bir diğer lakabı da "'Atîk"tir. Geceleri ibadetle ve teheccüd namazıyla ihya ettiği için kendisine Ebûbekir denilmiştir; Ebûbekir, "seher vakti teheccüd kılanların babası" anlamına gelmektedir.

İman Etmesi ve İnsanları İmana Daveti

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanları İslam’a davet ettiği zaman Hz. Ebûbekir (r.a.) hiç tereddüt etmeden Müslüman olmuştur. Müslüman olduğunda 38 yaşındaydı ve yetişkin erkeklerden ilk iman eden kişidir. Başta Aşere-i Mübeşşere’den Hz. Talha, Hz. Osman ve Hz. Zübeyr bin Avvâm (r. anhüm) olmak üzere birçok kişi onun vesilesiyle İslam ile şereflenmiştir.

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ve Fakir Müslümanlara Yardımları

İman ettiği zaman kırk bin dirhem serveti bulunan Hz. Ebûbekir (r.a.), hicret ettikleri zaman sadece beş bin dirhemi kalana kadar tüm malını İslam yolunda harcamıştır. Müslüman oldukları için işkence gören sekiz kişiyi (Bilâl-i Habeşî ve Âmir bin Füheyre dâhil) satın alarak kölelikten azat etmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun bu fedakârlığı hakkında şöyle buyurmuştur:

"Ebûbekir’in malının bana verdiği faydayı başka hiç kimsenin malı vermemiştir."

Hz. Ebûbekir (r.a.) ise gözyaşları içinde:

"Canım, malım sana fedâ olsun Yâ Resûlallâh!" diyerek bağlılığını dile getirmiştir.

Peygamber Efendimiz’le (s.a.v.) Hicreti

Müşriklerin Mekke’deki Müslümanlara eziyeti artınca Allâhu Teâlâ hicret izni verdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Hz. Ebûbekir (r.a.) birlikte yola çıktılar. Müşriklerin takibinden korunmak için Sevr Mağarası'na ulaştıklarında Hz. Ebûbekir (r.a.):

"Yâ Resûlallâh! Ben içeriye girmeden siz sakın girmeyin. İçeride zarar verecek bir şey varsa, zararı size değil bana dokunsun" diyerek mağaraya önce kendisi girdi.

İçeriyi süpürüp temizledikten sonra delikleri elbisesini yırtarak kapattı. Geriye kalan iki deliği de ayaklarıyla kapattı ve Resûlullah’ı (s.a.v.) içeri davet etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) başını Hz. Ebûbekir’in dizine koyarak uyudu. Bu sırada bir yılan Hz. Ebûbekir’in ayağını soktu. Resûlullah (s.a.v.) uyanmasın diye acıya katlandı ve hiç hareket etmedi. Ancak gözünden akan yaşlar Peygamber Efendimizin yanağına damlayınca durum anlaşıldı. Resûlullah (s.a.v.) onun ayağına mübarek tükürüğünü sürdü ve acı tamamen kayboldu.

Müşrikler mağaranın kapısına kadar geldiklerinde onların ayak seslerini duyan Hz. Ebûbekir endişelendi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

"Üzülme! Allâhu Teâlâ muhakkak bizimle beraberdir" buyurarak kalbine sekinet verdi.

Hicret esnasında izlerini takip eden Sürâka bin Mâlik atıyla yetiştiğinde Hz. Ebûbekir korkarak ağladı. Resûlullah (s.a.v.) duada bulundu ve Sürâka’nın atının ayakları toprağa gömüldü. Sürâka af dileyerek geri döndü ve arkadan gelen diğer takipçileri de vazgeçirdi.

Hz. Ebûbekir’in Firâseti

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hutbesinde dünyanın ve fani nimetlerin geçiciliğine, Allah katındaki mükâfatlara işaret ettiğinde; Hz. Ebûbekir (r.a.) bu sözlerin arkasındaki derin anlamı ve Resûlullah'ın vefatının yaklaştığını sezerek gözyaşlarına boğulmuştur. Onun bu yüksek firaseti ve anlayışı, Ashâb-ı Kirâm arasında öne çıkan en büyük özelliklerinden biridir.

Hz. Ebûbekir’in (r.a.) Halifeliği, Faziletleri ve Seçim Süreci

Peygamberimizin Son Hastalığı ve Hz. Ebûbekir'in Halifeliğine İşaretler

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) son hastalığında minbere çıkarak Allah'ın bir kulunu dünyada kalmak ile Kendisine kavuşmak arasında serbest bıraktığını ve o kulun Allah'a kavuşmayı seçtiğini ifade etmiştir. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.), o esnada Hz. Ebûbekir'in (r.a.) ağlamaya başladığını ve kastedilen kulun bizzat Resûlullah (s.a.v.) olduğunu sadece onun kavradığını belirtmektedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun bu derin anlayışı karşısında şöyle buyurmuştur:

"Ey Ebûbekir! Ağlama. İnsanlar içinde malı ve canı ile bana en çok cömertlik gösteren sensin. Ümmetimden birini kendime dost edinecek olsaydım Ebûbekir’i seçerdim; fakat İslam kardeşliği ve sevgisi daha üstündür."

Resûlullah (s.a.v.) ayrıca mescide açılan bütün özel kapıların kapatılmasını, sadece Hz. Ebûbekir'in kapısının açık bırakılmasını emretmiştir. Hastalığı sırasında namazları kıldırma vazifesini ona vermiştir. Hadis-i şeriflerinde ise "Benden sonra Ebûbekir ve Ömer’e uyunuz" buyurarak kendisinden sonra Hz. Ebûbekir'in halife olacağına işaret etmiştir.

Hz. Ebûbekir’in Cömertliği ve Fedakârlığı

Hz. Ömer (r.a.) anlatmaktadır:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün sadaka verilmesini emretti. Hz. Ömer, malının yarısını getirerek bu kez Hz. Ebûbekir’i geçmeyi umdu. Resûlullah (s.a.v.) Hz. Ömer'e "Ailene ne bıraktın?" diye sorduğunda, "Malımın yarısını" cevabını aldı.

Ardından Hz. Ebûbekir (r.a.) sahip olduğu bütün malı getirdi. Resûlullah (s.a.v.) ona da "Ailene ve çocuklarına ne bıraktın?" diye sorduğunda:

"Onlara Allah ve Resûlünü bıraktım" cevabını verdi.

Bunu duyan Hz. Ömer, "Bundan sonra seninle hiçbir hayır yarışında yarışamam" diyerek onun cömertlikteki üstünlüğünü kabul etti.

Sahabe Arasındaki Üstün Yeri ve İlkleri

Hz. Ebûbekir (r.a.), peygamberlerden sonra insanların en faziletlisidir. Resûlullah (s.a.v.) ile mağara arkadaşı olmuş, hicret boyunca yanından ayrılmamış ve Bedir, Uhud, Hendek dâhil tüm gazvelerde hazır bulunmuştur.

Öne Çıkan İlkleri ve Vasıfları:

İlk Müslüman: Erkekler arasında İslam’ı ilk kabul eden kişidir.

Kur'an’ın Toplanması: Kur'an-ı Kerim ayetlerini ilk defa tek bir kitap (Mushaf) haline getiren kişidir.

Unvanları: İlk defa "Sıddîk", "Atîk" ve "Halife" olarak anılan sahabidir.

Hac Emiri: İslam tarihinde ilk hac emiri olarak tayin edilmiştir.

Beytülmâl: Devlet hazinesini (Beytülmâl) ilk defa tesis eden yöneticidir.

Hz. Ebûbekir’in Halife Seçilmesi ve Sakîfe Olayı

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatının ardından Müslümanlar hilafet konusunda görüş ayrılığına düştü. Ensar (Medineli Müslümanlar), İslam'a verdikleri desteği öne sürerek yönetimin kendilerinden olmasını veya Sa'd bin Ubâde’ye biat edilmesini teklif etti.

Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer ve Ebû Ubeyde bin Cerrâh ile birlikte Ensar'ın toplandığı Sakîfe meclisine gitti. Hz. Ebûbekir burada yaptığı konuşmada Ensar'ın İslam'daki hizmetlerini övdü ancak Arabistan genelinde itaatin ve birliğin sağlanması için halifenin Kureyş kabilesinden olması gerektiğini şu gerekçelerle açıkladı:

Arapların Kabulü: Bütün Arap kabilelerinin saygı duyduğu ve liderliğini kabul edeceği merkezî kabile Kureyş'ti.

Kabilecilik Riskini Önleme: İslam öncesi kabile rekabetleri göz önüne alındığında, Kureyş dışından bir halife seçilmesi durumunda diğer kabilelerin itaat etmemesi ve birliğin bozulması tehlikesi vardı.

Peygamber’e Yakınlık: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) kabilesi olmaları sebebiyle nesep bakımından en uygun aday Kureyş mensubuydu.

Hz. Ebûbekir konuşmasının sonunda Hz. Ömer veya Ebû Ubeyde’den birine biat edilmesini teklif etti. Ancak Hz. Ömer ve Ebû Ubeyde (r. anhüm), "Resûlullah’ın namazda imam tayin ettiği, mağara arkadaşı olan Hz. Ebûbekir dururken başka birine biat edilemez" diyerek ilk biatı gerçekleştirdiler. Ardından Ensar ve Muhacirler da ona biat etti.

Hz. Ali ve Diğer Sahabilerin Durumu

Hz. Ali (r.a.) ve Hz. Zübeyr (r.a.) gibi bazı sahâbîler, vefat esnasında Hz. Peygamber’in (s.a.v.) defin hazırlıkları ve ev halkının acısıyla meşgul oldukları için Sakîfe’deki ilk toplantıda bulunamamışlardır.

Fakat bu durum bir muhalefet değil, zamanlama ve meşguliyetten kaynaklanmıştır. İşlerin rayına oturmasının ardından Hz. Ali (r.a.) de Mescid-i Nebevî’de toplumun huzurunda Hz. Ebûbekir’e gönüllü olarak biat etmiş ve onun halifeliğini tam olarak desteklemiştir.

Halifeliğindeki İlk İcraatlar

Hz. Ebûbekir halife olur olmaz, Peygamberimizin vefatını fırsat bilerek dinden dönen (mürted) kabileler ve yalancı peygamberler üzerine ordular sevk etti. Kısa sürede isyanları bastırarak İslam birliğini yeniden sağladı ve devleti büyük bir iç karışıklıktan kurtardı.

Hz. Ebûbekir’in (r.a.) Vefatı, Biat Süreci ve Yalancı Peygamberlerle Mücadele

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Vefatı ve Defni

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat ettiğinde, Müslümanlar mübarek cenazesinin nereye defnedileceği konusunda tereddüt yaşadılar. Kimi Medine’deki Baki Mezarlığı’na, kimi de Mekke’ye götürülmesini teklif etti.

Hz. Ebûbekir (r.a.) ise Peygamberimizden duyduğu şu hadis-i şerifi hatırlatarak meseleyi çözüme kavuşturdu:

"Allah hiçbir peygamberin ruhunu, onun defnolunmak istediği yerden başka bir yerde almaz."

Bu bilgi üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ruhunu teslim ettiği Hz. Âişe (r. anha) validemizin hücresine ve yatağının tam bulunduğu yere defnedildi. Cenaze namazı, cemaat imamı olmaksızın erkekler, kadınlar ve çocuklar şeklinde gruplar halinde kılındı.

Mescid-i Nebevî’deki Genel Biat ve Hz. Ebûbekir'in İlk Hutbesi

Sakîfe’deki ilk biatın ardından Hz. Ebûbekir (r.a.), Mescid-i Nebevî’de minbere çıkarak genel biatı aldı ve tarihî ilk hutbesini irad etti:

"Ey insanlar! Sizin en hayırlınız olmadığım halde üzerinize vali ve emir seçildim. Eğer iyilik ve doğruluk üzere olursam bana yardım ediniz; eğer eğrilik gösterirsem beni doğru yola iletiniz. Doğruluk emanet, yalancılık ise hıyanettir. İçinizde zayıf olan, hakkını alıncaya kadar benim yanımda kuvvetlidir; güçlü olan ise başkasının hakkını verinceye kadar yanımda zayıftır. Ben Allah’a ve Resûlüne itaat ettiğim sürece siz de bana itaat ediniz; Allah’a ve Resûlüne asi olursam artık bana itaat etmeniz gerekmez."

Hz. Ali'nin Biatı ve Hz. Ebûbekir’e Övgüsü

Hz. Ebûbekir (r.a.), genel biatın ardından Hz. Ali'yi (r.a.) evinde ziyaret ederek durumu nezaketle değerlendirdi. Ertesi gün Hz. Ali (r.a.) Mescid-i Nebevî’ye gelerek cemaatin önünde Hz. Ebûbekir’e biat etti ve onun hilafetinin ümmet için hayırlı olduğunu vurguladı.

Hz. Ebûbekir de Hz. Ali’ye olan derin hürmetini ifade etti. Hz. Ömer (r.a.) ise Hz. Ali’nin olmadığı meclisler için "Hz. Ali'nin bulunmadığı cemaat içinde zor bir mesele sormak Allah'a sığınırım" diyerek onun ilimdeki üstünlüğünü dile getirmiştir.

İlk Halifenin Geçim Kaynağı ve Beytülmâl Maaşı

Hz. Ebûbekir (r.a.) halife seçildikten ertesi sabah, geçimini sağlamak için yine kumaş tüccarlığı yapmak üzere pazara gitmek için yola çıktı. Yolda Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh ile karşılaştı. Devlet işleriyle meşgul olabilmesi için kendisine geçimini sağlayacak kadar bir tahsisat ayrılması gerektiğine karar verdiler.

Sahabilerin ortak kararıyla (İcma-ı Ümmet), Hz. Ebûbekir’e bir ailenin orta halli geçimini sağlayacak kadar (yıllık iki bin veya iki bin beş yüz dirhem) Beytülmâl’den maaş bağlandı.

Üsâme Ordusu’nun Şam’a Gönderilmesi

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat etmeden önce Üsâme bin Zeyd (r.a.) komutasında Şam tarafına bir ordu hazırlamıştı. Peygamberimizin vefatı ve Arap kabilelerindeki isyan belirtileri üzerine bazı sahabiler ordunun bekletilmesini önerdi.

Ancak Hz. Ebûbekir (r.a.), "Resûlullah’ın bağladığı bir sancığı ben çözmem" diyerek kararlılık gösterdi ve Üsâme ordusunu yola çıkardı. Bu kararlılık, İslam devletinin gücünü ve sarsılmaz yapısını dışarıya karşı kanıtladı.

Yalancı Peygamberler ve Dinden Dönme (Riddet) Olayları

Peygamber Efendimizin vefatının ardından Arap Yarımadası’nın birçok bölgesinde dinden dönme hareketleri ve yalancı peygamberler ortaya çıktı:

Yemen: Esved-i Ansî isyan etti; ancak vefat haberinden hemen önce etkisiz hale getirildi.

Yamame: Müseylimetü'l-Kezzâb geniş bir kitleyi peşinden sürükledi.

Beni Esed: Tuleyha bin Huveylid peygamberlik iddiasında bulundu.

Beni Temim: Secah adında bir kadın peygamberlik iddiasıyla ortaya çıktı ve daha sonra Müseylime ile birleşti.

Hz. Ebûbekir, hem bu yalancı peygamberlerin üzerine hem de zekât vermeyi reddeden kabilelerin üzerine kararlılıkla ordular gönderdi. Sahabilerin bazılarının zekât vermeyenlere müsamaha gösterilmesi yönündeki görüşlerine karşı, "Vallahi, Resûlullah döneminde verdikleri bir deve yularını dahi vermekten kaçınırlarsa onlarla savaşırım" diyerek dini ilkeleri tavizsiz korudu ve kısa sürede İslam birliğini yeniden sağladı.

Hz. Ebûbekir (r.a.) Dönemi: Medine’nin Savunulması, İç İsyanlar ve Yemâme Harekâtı

1. Medine’nin Muhafazası ve Zü’l-Kıssa Baskını

Hz. Ebûbekir (r.a.), Üsâme bin Zeyd (r.a.) ordusunu Şam tarafına uğurladıktan sonra Medine’yi savunma imkânlarının kısıtlı olduğunu biliyordu. Mekke ve Tâif valileri kendi bölgelerindeki irtidat hareketlerini bastırmaya çalışırken, Abs ve Zübyan kabileleri Medine yakınlarındaki Ebrak mevkiine kadar ilerledi. Tuleyha’ya bağlı diğer unsurlar ise Necid bölgesindeki Zü’l-Kıssa’da toplandı.

İsyancılar Medine’ye elçiler göndererek zekât vermekten muaf tutulmaları halinde namaz kılmaya devam edeceklerini beyan ettiler. Hz. Ebûbekir bu tavizi kesinlikle reddetti. Şehrin savunması için Hz. Ali, Hz. Zübeyr, Hz. Talha ve Hz. Abdullah bin Mes’ud’u (r.anhum) geçit başlarına nöbetçi tayin etti; kendisi de halkı Mescid-i Nebevî’de toplayıp teyakkuzda bekledi.

Müslümanların sayıca azlığını fırsat bilen isyancılar gece baskını düzenlese de muhafızlar durumu derhal Halife’ye bildirdi. Hz. Ebûbekir, Mescid’deki Müslümanlarla birlikte karşı taarruza geçerek saldırganları püskürttü. Ardından Zü’l-Kıssa’daki grupların Ebrak’takilerle birleşme hazırlığını fark edince, sabaha karşı düzenlediği ani bir gece baskınıyla isyancıları tamamen dağıttı. Tam bu esnada Üsâme ordusunun zafer ve ganimetle Medine’ye dönmesi, şehirdeki moral dengesini tamamen değiştirdi.

2. On Bir Ordu Sancağı ve Hz. Ali’nin Uyarısı

Üsâme ordusu dinlenirken Hz. Ebûbekir, Zü’l-Kıssa’ya giderek bizzat ordunun başına geçip devesine bindi. Ancak Hz. Ali (k.v.), devenin yularından tutarak şöyle dedi:

“Nereye ey Resûlullah’ın Halîfesi? Sana Resûlullah’ın Uhud günü söylediğini söylerim: ‘Kılıcını kınına koy, bizi üzüntüye bırakma.’ Vallahi sana bir şey olursa İslam bir daha intizam bulamaz.”

Önde gelen sahabilerin de desteklemesi üzerine Hz. Ebûbekir Medine’de kalmayı kabul etti. Ardından İslam Devleti’nin sınırlarını korumak ve isyanları bastırmak üzere 11 ayrı ordu kurarak şu komutanları görevlendirdi:

Hâlid bin Velîd: Tuleyha bin Huveylid ve ardından Secah’a uyan Mâlik bin Nüveyre üzerine.

İkrime bin Ebî Cehl & Şurahbîl bin Hasene: Yemâme’deki Müseylimetü’l-Kezzâb üzerine.

Hâlid bin Saîd: Şam sınır boylarına.

Amr bin Âs: Kuzâa kabilesi üzerine.

Muhacir bin Ümeyye: Yemen bölgesine.

Süveyd bin Mukrin: Tihâme (Yemen) sahil şeridine.

Tarif bin Hâciz: Benî Süleym ve Hevâzin kabileleri üzerine.

Alâ bin el-Hadramî: Bahreyn bölgesine.

Huzeyfe bin Muhsin & Arfece bin Herseme: Umman, Vebar ve Mehre bölgelerine (birleştiklerinde komutanlığı duruma göre üstlenmek şartıyla).

3. Tuleyha ve Selma (Ümmü Zımdal) İsyanlarının Bastırılması

Hâlid bin Velîd (r.a.), Hicretin 11. yılı Cemaziyelâhir ayında Tuleyha üzerine yürüdü. Stratejik bir hamleyle önce Hayber üzerinden Tay kabilesine yönelir gibi yaptı. Tay kabilesinden olan Adiyy bin Hâtem (r.a.), soydaşlarıyla görüşerek onları yeniden İslam saflarına kattı.

Savaş öncesi keşfe çıkan Ukkâse bin Muhsin ve Sabit bin Akrem, Tuleyha tarafından şehit edildi. Bu haber İslam ordusunu deeply sarsıp hırslandırdı. Hâlid bin Velîd; Adiyy bin Hâtem, Tay birlikleri ve Sabit bin Kays komutasındaki Ansar ile büyük bir taarruz başlattı. Tuleyha’nın ordusu bozguna uğradı; Tuleyha Şam’a kaçtı (daha sonra pişman olup yeniden Müslüman olacaktır). Hevâzin ve Benî Âmir kabileleri de bağlılık bildirdi.

Tuleyha’nın ardından, Hz. Âişe (r. anha) tarafından azad edilmiş olan Selma (Ümmü Zımdal), intikam duygularıyla eski isyancıları Hav’eb mevkisinde topladı. Resûlullah (s.a.v.) sağlığında eşlerine "Hanginize Hav’eb köpekleri ürüyecek ve etrafında çok adam ölecek?" diyerek bu olaya mucizevi şekilde işaret etmişti. Devesinin üzerinde ordusunu cesaretlendiren Selma’nın etrafında 100’den fazla muhafız öldürüldü; devesi kestirilip kendisi etkisiz hale getirilerek bu fitne de sonlandırıldı.

4. Mâlik bin Nüveyre Olayı ve Medine’deki Tartışma

Tuleyha meselesi çözüldükten sonra Hâlid bin Velîd, Mâlik bin Nüveyre’nin üzerine yürüdü. Mâlik, zekât devalarını dağıtıp tereddüde düşmüştü. Hâlid’in devriyeleri Mâlik ve adamlarını yakalayıp getirdi. Ebû Katâde (r.a.), onların ezan okuyup namaz kıldıklarına şahitlik ettiğini belirtti.

Ancak Hâlid bin Velîd şüpheli durumlarından dolayı onları hapsettirdi. Gece, muhafızın verilen emri yanlış anlaması sonucu Mâlik ve yanındakiler öldürüldü. Ebû Katâde tepki göstererek Medine’ye döndü; Mâlik’in kardeşi de Halife’ye başvurarak davacı oldu. Hz. Ömer (r.a.), Hâlid’e kısas uygulanmasını, bu olmazsa görevden alınmasını istedi. Hz. Ebûbekir ise olayın bir hata ve içtihat farkından kaynaklandığını belirterek: "Allah’ın müşrikler üzerine sıyırdığı kılıcı ben kınına sokamam" dedi ve Hâlid’i Yemâme komutanlığına tayin etti.

5. Hane-i Saadet’teki Vefatlar (Hz. Ümmü Eymen, Hz. Fâtıma ve Abdullah)

İç isyanlarla mücadele edilirken Medine-i Münevvere’de derin üzüntüler yaşandı:

Hz. Ümmü Eymen (r. anha): Resûlullah’ın "annemden sonra annem" dediği ve cennetle müjdelediği bu mübarek sahabi, Hicrî 11 Şâban (Kasım 632) ayında vefat etti.

Hz. Fâtımatü’z-Zehra (r. anha): Peygamberimizin vefatından 6 ay sonra, Ramazan ayının 3. Salı gecesi (Aralık 632) babasına kavuştu. Hz. Ali’den olan çocukları Hasan, Hüseyin, Muhassin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb idi (Muhassin küçük yaşta vefat etmiştir). Peygamberimizin soyu, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimiz üzerinden devam etmiştir.

Abdullah bin Ebî Bekir (r.a.): Halife Hz. Ebûbekir’in oğlu Abdullah da Şevval ayının başında (Aralık 632) vefat etti.

6. Yemâme Harbi Hazırlıkları

Yemâme bölgesindeki Müseylimetü’l-Kezzâb, 40 bin kişilik büyük bir güç toplamıştı. Bölgeye ilk giden İkrime bin Ebî Cehl, arkadan gelen Şurahbîl bin Hasene’yi beklemeden acele taarruz edince ağır bir yenilgiye uğradı.

Bu durumun İslam ordusunda panik yaratmasını istemeyen Hz. Ebûbekir, İkrime’yi doğrudan Umman tarafına sevk etti. Yemâme Başkomutanlığına Hâlid bin Velîd’i getirdi ve Şurahbîl’e de Hâlid’in emrine girmesini emretti. Hâlid bin Velîd, Hicrî 11 Şevval (Aralık 632) ayında Medine’den çıkarak eksik birliklerin tamamlanması için Bıtah mevkiinde karargâh kurdu.

Yemâme Muharebesi, Kur’ân-ı Kerîm’in Toplanması ve Irak Fetihleri

1. Yemâme Muharebesi ve "Ölüm Bahçesi" Zaferi

İkrime bin Ebî Cehl, Yemâme üzerine ulaştığında Müseylimetü’l-Kezzâb’ın 40 bin kişilik büyük bir güç topladığını gördü. Halife’nin emri gereği geriden gelen Şurahbîl bin Hasene’yi beklemesi gerekiyordu; ancak sabırsız davranıp tek başına hücuma geçince ordusu ağır bir bozguna uğradı. Bu durum üzerine Hz. Ebûbekir, İslam ordusundaki moral bozukluğunu gidermek adına İkrime’yi Umman taraflarına sevk edip Yemâme Başkomutanlığına Hâlid bin Velîd’i getirdi. Şurahbîl’e de Hâlid’in emrine girmesi talimatı verildi.

Hâlid bin Velîd, askerlerini Bıtah mevkiinde toplayarak Yemâme üzerine yürüdü. Çarpışma son derece kanlı ve çetin başladı; Müseylime’nin ordusu ilk etapta İslam ordusunu gerileterek Halife’nin çadırlarına kadar ulaştı. Durumun kritikleştiğini gören Hâlid bin Velîd, ordu düzenini yenileyip Ensar ve Muhacirleri ayrı saf yaparak safları sabitledi. İslam askerlerinin kararlı karşı taarruzu karşısında Müseylime’nin ordusu çözüldü ve "Hadîkatü’l-Mevt" (Ölüm Bahçesi) olarak anılan etrafı surlarla çevrili kalede sıkıştırıldı. Hz. Vahşî (r.a.) ve Hz. Ebû Düzâne’nin de aralarında bulunduğu sahâbilerin mücadelesiyle Müseylimetü’l-Kezzâb öldürüldü ve isyan tamamen bastırıldı. Bu muharebede Benî Hanîfe’den 21 binden fazla isyancı ölmüş; Müslümanlardan ise 360’ı Muhacir ve Ensar, diğerleri tâbiînden olmak üzere yaklaşık 1.200 kişi şehit düşmüştür.

2. Kur’ân-ı Kerîm’in Toplanması (Cem Edilmesi)

Yemâme Harbi zaferle sonuçlansa da Sâbit bin Kays, Zeyd bin Hattâb, Ebû Düzâne, Ebû Huzeyfe ve onun azatlısı Sâlim gibi vahiy kâtibi ve kurrâdan olan onlarca seçkin sahâbe şehit düştü. Şehit olan hafızların çokluğu üzerine Hz. Ömer (r.a.), Kur’ân ayetlerinin zamanla kaybolması tehlikesine dikkat çekerek Hz. Ebûbekir’e başvurdu ve ayetlerin tek bir kitap halinde toplanmasını teklif etti.

Hz. Ebûbekir, başlangıçta Peygamber Efendimizin sağlığında yapmadığı bir işi üstlenmekten çekindiyse de konunun hayati önemini kavradı. Zayd bin Sâbit (r.a.) başkanlığında bir kurul oluşturuldu. Hurma dalları, yassı taşlar, deri ve tahta parçaları üzerine yazılmış olan ayetler, hafızların ezberleri ve en az iki adil şahit huzurunda kontrol edilerek toplandı. İlk defa bu çalışma neticesinde "Mushaf" adı verilen ana nüsha oluşturuldu. Bu kutsal emanet sırasıyla Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer ve Hz. Hafsa (r. anha) nezdinde muhafaza edildi.

3. Bahreyn, Umman, Mehre ve Yemen Bölgelerinin Temizlenmesi

Arap Yarımadası’nın genelindeki diğer irtidat ve başkaldırı hareketleri de koordineli harekâtlarla sonlandırıldı:

Bahreyn: Alâ bin el-Hadramî (r.a.), Bahreyn üzerine sevk edildi. Yemâme sınırına vardığında local Müslüman kabile reisleriyle birleşti. Bekir bin Vâil, Hacam ve Cârûd gibi unsurlarla bir araya gelen İslam ordusu, mürtedlerin sığındığı Hecer ve Kâtif bölgelerini kuşattı.

Cârûd Mucizesi ve Bahreyn Zaferi: Alâ bin el-Hadramî ordusuyla ilerlerken su kaynaklarının bulunmadığı geniş bir deniz/körfez engeliyle karşılaştı. Burada gösterilen kararlılık ve dualar neticesinde ordu sığ sudan karşıya geçerek düşmanı gafil avladı. Gece yapılan ani baskınlarla Hatam ve taraftarları mağlup edildi, bölgede düzen ve asayiş yeniden sağlandı.

Umman ve Mehre: Yemâme’deki yenilginin ardından İkrime bin Ebî Cehl, Umman tarafına yönlendirildi. İkrime; Huzeyfe bin Muhsin ve Arfece bin Herseme ile güçlerini birleştirerek Daba kasabasında Lakît bin Mâlik yönetimindeki isyancıları mağlup etti.

Yemen: İkrime ve Muhacir bin Ümeyye komutasındaki İslam birlikleri Yemen, Mahre ve Tihâme havzasındaki son direnişleri de kırarak bölgedeki kabileleri yeniden Medine’ye bağladılar.

4. Hicretin 12. Yılı ve Irak (Sâsânî) Harekâtının Başlaması

İç isyanların ve yalancı peygamberlerin tamamen bertaraf edilmesinin ardından Hicretin 12. yılı Muharrem ayında (M. 633) Hz. Ebûbekir, bakışlarını dış tehditlere çevirdi. Sâsânî İmparatorluğu sınırlarındaki Müsenna bin Hârisete’ş-Şeybânî, Medine’den takviye ve fetih izni istemişti. Hz. Ebûbekir, Hâlid bin Velîd’i "Seyfullah" unvanıyla Irak cephesi başkomutanlığına tayin etti.

Hâlid bin Velîd, 10 bin kişilik kendi kuvveti ve Müsenna bin Hâriset ile birleşen 8 bin kişilik yerel unsurlarla birlikte toplam 18 bin kişilik bir orduyla Irak topraklarına girdi. Bankıya ve Bersûma halkı cizye vermeyi kabul ederek barış yaptı.

5. Zâtü’s-Salâsil (Kâzıme) Muharebesi

Sâsânî İmparatorluğu’nun Irak hudut komutanı Hürmüz, Hâlid bin Velîd’in ilerleyişini haber alınca büyük bir orduyla Kâzıme mevkiinde savunma hattı kurdu. Hürmüz, askerlerinin kaçmasını engellemek amacıyla onları zincirlerle birbirine bağlatmıştı.

Hâlid bin Velîd, orduyu hızlı ve esnek manevralarla hareket ettirerek ağır zırhlı İran ordusunu Kâzıme’ye varmadan önce yordu. İki ordu karşı karşıya geldiğinde Hürmüz, Hâlid’e teke tek dövüş (mübareze) teklif etti ve arkada pusu kurdurarak Hâlid’i öldürmeyi planladı. Dövüş sırasında durumu fark eden Kâ’ka’ bin Amr derhal müdahale ederek Hürmüz’ü öldürdü. Komutanlarını kaybeden ve zincirli olmaları sebebiyle manevra kabiliyetini yitiren Sâsânî ordusu ağır bir bozguna uğratıldı. Bu zafer, Müslümanların Sâsânî İmparatorluğu’na karşı kazandığı ilk büyük fetih kapısını açmış oldu.

Hz. Ebûbekir (r.a.) Dönemi Irak Fetihleri (M. 633 / H. 12)

1. Zâtü’s-Salâsil Sonrası Harekât ve Velece Muharebesi

Zâtü’s-Salâsil zaferinin ardından Sâsânî komutanı Hürmüz’ün öldürülmesi, İran cephesinde büyük bir şok yarattı. Sâsânî Hükümdarı, Hürmüz’e destek olarak Endirezgar komutasındaki yeni bir vuruş gücünü ve ardından Behman komutasındaki takviye birliklerini cepheye sevk etti. Endirezgar; Hîre ile Kesker arasında bulunan Velece mevkiinde, Hristiyan Arap kabilelerinden topladığı müttefik güçlerle devasa bir ordu kurdu.

Hâlid bin Velîd (r.a.), Safer ayında (Nisan-Mayıs 633) Velece’ye ulaştı. İki taraf arasında son derece çetin geçen çarpışmada Hâlid bin Velîd, askerlerini iki gruba ayırıp düşmanın arkasına pusu kurdurduğu başarılı bir kıskaç taktiği uyguladı. Sâsânî ordusu ağır bir şekilde imha edildi; Endirezgar kaçmayı başarsa da daha sonra çölde susuzluktan helak oldu. Çiftçilere cizye ödemeleri şartıyla dokunulmadı. Müsenna bin Hârisete (r.a.) ise kaçan düşman unsurlarını takip etmek üzere Basra civarındaki Übülle taraflarına sevk edildi.

2. Ullays (Kırılan Nehir) Muharebesi

Velece’deki yenilgiye öfkelenen Benî Vâil Hristiyanları ve Esved bin Aceli’nin adamları, İran Hükümdarı Kisra’nın komutan olarak atadığı Câbân ile birleşerek Fırat nehri üzerindeki Leys köyünde (Ullays mevkii) toplandılar. Câbân’ın ordusu kendinden son derece emin bir şekilde yemek sofralarını kurmuşken Hâlid bin Velîd aniden belirdi. Câbân’ın "Önce yemeğimizi yiyelim, sonra savaşırız" teklifini Hâlid bin Velîd reddederek derhal taarruz emri verdi.

Arap reislerinden Mâlik bin Kays mübarezede Hâlid bin Velîd tarafından öldürüldü. Sâsânî ve Hristiyan Arap birlikleri nehir kenarında sonuna kadar direnmeye çalışsalar da İslam ordusu hattı yardı. Savaş alanında dökülen kandan dolayı nehir kızıla büründü ve tarihe "Kırılan Nehir" zaferi olarak geçti. Sadece Hristiyan Araplardan 700 kişi esir alındı.

3. Emgîşeya’nın Tahribi ve Hîre’nin Fethi

Ullays zaferinin ardından Hâlid bin Velîd, bölgenin zengin ve müstahkem beldelerinden olan Emgîşeya üzerine yürüdü. Şehir halkı ve askerler panik içinde mallarını ve eşyalarını bırakarak kaçtılar. Şehir kontrol altına alınıp yıkıldı; elde edilen büyük ganimet ve esirlerin beşte biri Medine’ye, Halife Hz. Ebûbekir’e gönderildi. Ebûbekir (r.a.) bu büyük zafer haberini alınca:

"Kadınlar, Hâlid gibi bir er doğurmaktan âcizdir!"

diyerek Hâlid bin Velîd’in askerî dehasını takdir etti.

Ardından Hîre şehrine yönelindi. Hîre Valisi Zâzveyh, Hâlid’in yaklaştığını duyunca oğlu komutasındaki nehir süvarilerini önden gönderdi. Ancak Hâlid bin Velîd valinin oğlunu Fırat bataklığında mağlup edip etkisiz hale getirdi. Zâzveyh şehri terk edince Hîreliler kasırlarına ve kaledeki manastırlara çekildiler. Kısa bir kuşatma ve ok yağmurunun ardından Hîreliler eman dilediler. Hîre heyetiyle yapılan görüşmeler neticesinde yıllık 90 bin dirhem cizye ödemek şartıyla barış antlaşması imzalandı. Şehir, İslam ordusunun ana harekât üssü haline getirildi.

4. Şerîk bin Abdi’l-Mesîh ve Kerame Macerası

Hîre antlaşması sırasında ilginç bir tarihi hadise yaşandı. Sahabeden Şerîk (r.a.), Hâlid bin Velîd’in huzuruna çıkarak Resûlullah’ın (s.a.v.) sağlığında kendisine verdikleri bir vaadi hatırlattı: Peygamber Efendimiz, Hîre fethedildiğinde Kerame binti Abdi’l-Mesîh adındaki kadının kendisine verileceğini muşdalamıştı.

Hîre temsilcilerinden Şerîk bin Abdi’l-Mesîh bu talebi duyunca hayret etti; ancak Kerame "Şerîk ben yaşlı bir kadınım, beni akrabalarımdan alacağı fidye karşılığı serbest bırakır" diyerek teslim olmaya razı oldu. Kerame’nin ailesi kadını geri almak için bin dirhem fidye teklif etti. Şerîk bin Abdi’l-Mesîh bin dirhemi kabul edip kadını teslim edince, Hîreliler "Ona bin dirhemden çok daha fazlasını isteyebilirdin!" dediler. Şerîk ise "Ben dünyada bin sayısından daha büyük bir sayı olduğunu bilmiyordum" diyerek karşılık verdi ve Resûlullah’ın vaadi bu şekilde yerine getirilmiş oldu.

5. Enbâr (Zâtü’l-Uyûn) ve Aynü’t-Temr Fetihleri

Hîre’den sonra Hâlid bin Velîd, Fırat nehri kıyısındaki stratejik Enbâr şehrine yürüdü. Şehrin etrafı derin hendeklerle ve surlarla çevriliydi; kale muhafızı ise İranlı komutan Şîrzad idi.

Enbâr Kuşatması: Hâlid bin Velîd, okçularına kaledeki düşman askerlerinin tam gözlerini hedef alarak ok atmalarını emretti. Bir anda binden fazla düşman askerinin gözünden vurulması üzerine bu savaşa tarihte "Zâtü’l-Uyûn" (Gözler Savaşı) denildi. Hendek engelini aşmak için yaşlı ve zayıf develeri kestiren Hâlid, hendekleri develerin leşleriyle doldurarak bir köprü oluşturdu ve karşıya geçti. Çaresiz kalan Şîrzad, kişisel mallarıyla şehirden çıkıp Ahvaz’a gitme şartıyla teslim oldu.

Aynü’t-Temr Fethi: Enbâr’dan sonra Aynü’t-Temr kalesine geçildi. Burada İranlı komutan Mihran ve Hristiyan Arap lideri Akka bin Ebî Akka büyük bir güç toplamıştı. Hâlid bin Velîd, henüz düzen kurmakta olan Akka’nın üzerine bizzat saldırarak onu canlı olarak esir aldı. Komutanlarının yakalandığını gören Arap ve İran birlikleri panik içinde kaleye kaçtılar. Mihran gece kaleden kaçtı; içeride kalan Arap birlikleri ise kayıtsız şartsız teslim oldu. Akka idam edildi, kaledeki direnişçiler cezalandırıldı.

6. Dûmetü’l-Cendel ve Irak Harekâtının Tamamlanması

Aynü’t-Temr fethinden sonra Suriye ile Irak sınırında kritik bir konuma sahip olan Dûmetü’l-Cendel mevkiine odaklanıldı. Bölgede görevli olan İyaz bin Ganem (r.a.), Kelb, Gassan ve Tenûh kabilelerinin birleştiği direniş karşısında sıkışmış ve Hâlid bin Velîd’den yardım istemişti.

Hâlid bin Velîd, yardım mektubunu alır almaz harekete geçti. Dûmetü’l-Cendel liderleri Cûdî bin Rabîa ve Ükeydir bin Abdülmelik idi. Ükeydir, Hâlid’in daha önce Peygamberimiz dönemindeki askerî gücünü ve başarılarını bildiği için uzlaşmak istese de diğer liderler savaşı seçti. Yapılan şiddetli muharebede Cûdî bin Rabîa esir alınıp öldürüldü; kale kapıları kırılarak şehir fethedildi.

Dûmetü’l-Cendel’in düşmesinden sonra Hâlid bin Velîd tekrar Hîre’ye döndü. Aynü’t-Temr’de bozulan İran ve Arap kalıntıları (Hüzeyl bin İmran ve Büzeyr komutasındaki gruplar) Husayd, Musayyab ve Ruzâf mevkilerinde tekrar toplanmaya çalıştıysa da Hâlid; Ka’kâ’ bin Amr ve Ebû Leylâ komutasındaki müfrezeleri göndererek gece baskınlarıyla bu son direniş odaklarını da tamamen imha etti. Böylece Irak havzası ve Sâsânî sınır boyları tamamen İslam Devleti’nin kontrolüne girmiş oldu.

Hz. Ebûbekir (r.a.) Dönemi Irak Fetihleri (M. 633 / H. 12)

Velece Muharebesi ve Çift Kıskaç Stratejisi

Zâtü’s-Salâsil zaferinde Sâsânî komutanı Hürmüz’ün öldürülmesi, İran sarayında derin bir yankı uyandırdı. Sâsânî Hükümdarı, Hürmüz’ün intikamını almak ve ilerleyişi durdurmak amacıyla Endirezgar komutasındaki yeni bir vuruş gücünü ve Behman komutasındaki takviye birliklerini cepheye sevk etti. Endirezgar; Hîre ile Kesker arasında yer alan Velece mevkiinde, Hristiyan Arap kabilelerinden topladığı müttefik güçlerle devasa bir ordu kurdu.

Hâlid bin Velîd (r.a.), Safer ayında Velece’ye ulaştı. Meydan muharebesi son derece çetin geçerken Hâlid bin Velîd, askerlerinin bir kısmını geceden düşmanın arkasına sızdırarak çift taraflı bir pusu kurdurdu. Savaşın en kızgın anında gerçekleşen bu kıskaç harekâtı neticesinde Sâsânî ordusu tamamen imha edildi. Kaçmayı başaran Endirezgar çölde susuzluktan helak oldu. Savaş sonrası bölgedeki yerel çiftçilerle cizye karşılığı anlaşma yapıldı; Müsenna bin Hârisete (r.a.) ise kaçan Sâsânî artıklarını takip etmek üzere Basra civarındaki Übülle taraflarına gönderildi.

Ullays (Kırılan Nehir) Muharebesi

Velece’deki yenilgiyi hazmedemeyen Benî Vâil Hristiyanları ve Esved bin Aceli’nin adamları, İran Hükümdarı Kisra’nın atadığı Câbân ile birleşerek Fırat nehri kıyısındaki Leys köyünde (Ullays) toplandılar. Câbân’ın ordusu özgüvenle ziyafet sofralarını kurduğu sırada Hâlid bin Velîd beklenmedik bir anda karşılarına çıktı. Düşmanın "Önce yemeğimizi yiyelim, sonra savaşırız" teklifini reddeden Hâlid, derhal taarruz emri verdi.

Arap reislerinden Mâlik bin Kays, teke tek dövüşte Hâlid bin Velîd tarafından öldürüldü. Nehir kenarına sıkıştırılan Sâsânî ve Hristiyan Arap birlikleri ağır kayıplar verdi; dökülen kandan dolayı nehir kızıla büründüğü için bu harekât tarihe "Kırılan Nehir" zaferi olarak geçti. Sadece Hristiyan Araplardan 700 kişi esir alındı.

Emgîşeya’nın Tahribi ve Hîre’nin Fethi

Ullays zaferinin ardından İslam ordusu, bölgenin zengin ve müstahkem beldelerinden olan Emgîşeya üzerine yürüdü. Şehir halkı ve muhafızlar eşyalarını bırakarak kaçtılar. Şehir kontrol altına alınıp ganimetler toplandı; elde edilen ganimetin beşte biri Medine’ye gönderildi. Hz. Ebûbekir (r.a.) bu zafer haberini aldığında:

"Kadınlar, Hâlid gibi bir er doğurmaktan âcizdir!"

diyerek onun askerî dehasını takdir etti.

Ardından Irak’ın kilit noktası olan Hîre şehrine yönelindi. Hîre Valisi Zâzveyh, oğlunun komutasındaki nehir süvarilerini önden gönderdiyse de Hâlid bin Velîd bu kuvveti Fırat bataklıklarında mağlup etti. Valinin şehri terk etmesi üzerine Hîreliler surlara ve manastırlara çekildiler. Kısa süren bir kuşatmanın ardından Hîreliler eman dileyerek yıllık 90 bin dirhem cizye ödemek şartıyla teslim oldular. Hîre, İslam ordusunun ana üssü haline getirildi.

Şerîk bin Abdi’l-Mesîh ve Kerame Macerası

Hîre antlaşması sırasında dikkat çekici bir olay yaşandı. Sahabeden Şerîk (r.a.), Resûlullah’ın (s.a.v.) sağlığında kendisine verdikleri bir vaadi hatırlatarak Hîre fethedildiğinde Kerame binti Abdi’l-Mesîh’in kendisine söz verildiğini beyan etti.

Hîre temsilcilerinden Şerîk bin Abdi’l-Mesîh bu talebe şaşırsa da Kerame, kendisinin yaşlı bir kadın olduğunu ve ailesinin fidye vererek onu kurtarabileceğini söyleyerek teslim olmayı kabul etti. Kerame’nin ailesi kadını geri almak için bin dirhem ödedi. Hîreliler Şerîk’e "O kızı geri almak için bin dirhemden çok daha fazlasını isteyebilirdin!" dediklerinde, Şerîk "Ben dünyada bin sayısından daha büyük bir sayı olduğunu bilmiyordum" cevabını verdi ve böylece Peygamberimizin vaadi gerçekleşmiş oldu.

Enbâr (Zâtü’l-Uyûn) ve Aynü’t-Temr Fetihleri

Hîre’nin ardından Fırat kıyısındaki stratejik Enbâr şehrine hareket edildi. Şehrin etrafı derin hendeklerle kaplıydı ve kale muhafızlığı İranlı komutan Şîrzad tarafından yürütülüyordu.

Enbâr Kuşatması: Hâlid bin Velîd, okçularına kaledeki düşman askerlerinin tam gözlerini hedef alarak nişan almalarını emretti. Bir anda binden fazla düşmanın gözünden vurulması üzerine bu savaşa "Zâtü’l-Uyûn" (Gözler Savaşı) denildi. Hendek engelini aşmak için yaşlı ve zayıf develer kestirilerek hendek dolduruldu ve açılan hat üzerinden kale ele geçirildi. Şîrzad, mallarıyla şehirden çıkma şartıyla teslim oldu.

Aynü’t-Temr Fethi: Ardından İranlı komutan Mihran ve Hristiyan Arap lideri Akka bin Ebî Akka’nın toplandığı Aynü’t-Temr kalesine geçildi. Hâlid bin Velîd, henüz ordu düzeni kuramayan Akka’nın üzerine saldırarak onu bizzat esir aldı. Liderlerinin yakalandığını gören birlikler kaleye kaçtı; Mihran gece şehirden kaçarken kaledekiler teslim olmak zorunda kaldı.

Dûmetü’l-Cendel ve Irak Harekâtının Tamamlanması

Aynü’t-Temr fethinden sonra Suriye-Irak sınırındaki stratejik Dûmetü’l-Cendel mevkiine odaklanıldı. Bölgedeki komutan İyaz bin Ganem (r.a.), Kelb, Gassan ve Tenûh kabilelerinin birleşik direnişi karşısında sıkışarak Hâlid bin Velîd’den yardım istemişti.

Hâlid bin Velîd derhal bölgeye intikal etti. Dûmetü’l-Cendel liderlerinden Cûdî bin Rabîa ve Ükeydir bin Abdülmelik arasından Ükeydir, Hâlid’in geçmiş başarılarını bildiği için uzlaşmak istese de diğer gruplar savaşı seçti. Yapılan çetin muharebede Cûdî esir alınıp öldürüldü ve kale kapıları kırılarak şehir fethedildi.

Dûmetü’l-Cendel’in düşmesinden sonra Hâlid bin Velîd tekrar Hîre’ye döndü. Aynü’t-Temr’de kaçan İran ve Arap kalıntıları Husayd, Musayyab ve Ruzâf mevkilerinde yeniden toplanmaya çalıştıysa da Ka’kâ’ bin Amr ve Ebû Leylâ komutasındaki birliklerin düzenlediği gece baskınlarıyla bu son direniş odakları da imha edildi. Böylece Irak havzası tamamen İslam Devleti’nin hakimiyetine girmiş oldu.

Şam Fetihlerinin Başlaması, Hâlid bin Velîd’in Çöl Çıkışı ve Yermük Muharebesi

1. Şam Cephesinin Açılması ve Bizans İmparatoru’nun Tepkisi

İslam ordularının Irak’taki ilerleyişi devam ederken Hz. Ebûbekir (r.a.), Suriye (Şam) cephesini açmaya karar verdi. Medine’de toplanan askerler farklı komutanların emrine verilerek sevk edildi:

Muaviye bin Ebî Süfyan: Ağabeyi Yezîd bin Ebî Süfyan’ın emrine verildi.

Amr bin el-Âs: Filistin cephesine yönlendirildi.

Şurahbîl bin Hasene: Ürdün bölgesine sevk edildi.

Yezîd bin Ebî Süfyan: Belka üzerine gönderildi.

Ebû Ubeyde bin el-Cerrâh: Hıms tarafına ilerleyerek Câbiye mevkiinde ordusunu kurdu.

Bizans İmparatoru Herakliyus, Arapların Şam topraklarına yürüdüğünü haber alınca Konstantiniyye’den (İstanbul) çıkıp Humus ve Antakya taraflarına geldi. Hristiyan kabilelerden ve kendi ordusundan devasa bir güç topladı. General Yorgi’yi Ebû Ubeyde’ye, diğer bir generali Yezîd bin Ebî Süfyan’a, başka bir generali Amr bin el-Âs’a ve bir diğerini de Şurahbîl’e karşı büyük ordularla sevk etti.

Bizans’ın sayıca çok üstün ordular topladığını gören Müslüman komutanlar, Hz. Ebûbekir’in talimatı gereği tek bir noktada birleşme kararı alarak Yermük vadisine çekildiler. Bizans ordusu da Yermük mevkiinde toplanıp büyük bir ordu kurdu.

2. Hâlid bin Velîd’in Irak’tan Şam’a Tehlikeli Çöl Geçişi

Şam cephesindeki kritik durumu gören Hz. Ebûbekir, Irak’ta bulunan Hâlid bin Velîd’e mektup yazarak ordusunun yarısını Müsenna bin Hârisete’ye bırakmasını, diğer yarısıyla derhal Şam’daki İslam ordularının imdadına yetişmesini emretti.

Hâlid bin Velîd, Müsenna’nın rızasını alarak Ashâb-ı Kirâm’ın çoğunu yanına aldı ve yaklaşık 10 bin kişilik bir kuvvetle yola çıktı. Düşmanın beklediği ana yolları kullanmak yerine kestirme fakat son derece tehlikeli, susuz çölleri aşmayı planladı.

Râfı’ bin Umeyre el-Tâî kılavuzluğunda su stoklamak amacıyla develere bolca su içirildi.

Günlerce süren susuz çöl yolculuğunun ardından tam suyun bittiği anda kılavuzun tarifiyle Siva mevkiindeki bir su kaynağına ulaşıldı ve ordu helak olmaktan kurtuldu.

Yol boyunca Kelb kabilesine ait Kurakır, Huvarin, Erek, Tedmür ve Karyeteyn mevkilerindeki yerel güçler bozguna uğratıldı veya cizye ile sulh yapıldı. Ardından Gassânîlerin elinde bulunan Merci Râhıt’a gelen Hâlid, burada sürpriz bir baskın düzenledi. Geçtiği tepeye "Seniyyetü’l-Ukâb" (Peygamberimizin Ukâb adlı sancağı burada açıldığı için) adı verildi.

3. Busra’nın Fethi ve Ecnâdeyn Muharebesi

Hâlid bin Velîd, süratli bir yürüyüşle Busra’da bulunan Ebû Ubeyde ve diğer İslam komutanlarıyla birleşti. Busra halkı ve kaledeki Bizans garnizonu yapılan kısa süreli kuşatmanın ardından sulh yapmayı kabul ederek cizye ödemeye razı oldu. Böylece Şam topraklarında ilk bütünüyle fethedilen şehir Busra oldu.

Ardından Gavr mevkiinde bulunan Amr bin el-Âs’a yardıma gidildi. Ecnâdeyn mevkiinde toplanan büyük Bizans ordusuyla şiddetli bir muharebe yapıldı. Bizans ordusu ağır bir hezimete uğratıldı, komutanları öldürüldü ve pek çok ganimet elde edildi.

4. Yermük Muharebesi Öncesi Hazırlıklar ve Hâlid’in Nutku

Ecnâdeyn yenilgisinden sonra İmparator Herakliyus, Yermük civarında 240 bin kişilik devasa bir ordu topladı. Müslümanların ordusu ise yaklaşık 36 ilâ 40 bin kişi civarındaydı (içlerinde 100’den fazla Bedir gazisi bulunuyordu).

Bizans casusları ve generalleri Müslümanları incelerken şu tarihi tespiti yaptılar:

"Onlar geceleyin ibadet ederler, gündüz ise at sırtındadırlar. Aralarında hakkı yerleştirmek için zina edenleri recmeder, hırsızlık yapanların elini keserler."

Tüm İslam komutanları başkomutanlığın tek bir elde toplanması gerektiğinde birleşerek komutayı Hâlid bin Velîd’e devrettiler. Hâlid bin Velîd ordunun karşısına geçerek şu tarihi konuşmayı yaptı:

"Bugün, Allah’ın sayılı günlerinden biridir. Bugün öğünmek ve itaatsizlik etmek layık değildir. Cihadınızı halis ve amelinizle Allah’ın rızasını kılın..."

5. Ordu Düzeni ve Halife Hz. Ebûbekir’in Vefatı News’i

Hâlid bin Velîd ordusunu 36 ila 40 merkeze (kıta/tabur) ayırdı:

Merkez Kuvvetler: Ebû Ubeyde bin el-Cerrâh’a teslim edildi.

Sağ Kanat: Amr bin el-Âs ve Şurahbîl bin Hasene yönetimindeydi.

Sol Kanat: Yezîd bin Ebî Süfyan emrindeydi.

Keşif ve Gözcü Birlikleri: Kabas bin Eşeym ve Said bin Zeyd görevlendirildi.

Ordu Kadısı: Ebû’d-Derdâ (r.a.) tayin edildi.

Cesaretlendiriciler: Ebû Süfyan bin Harb ordu saflarında dolaşarak "Yâ nasrallah ikterib" (Ey Allah’ın yardımı yaklaş) diyerek askerleri coşturuyor, Mikdâd bin Esved ise Kur'an-ı Kerim'den Enfal Sûresi’ni okuyordu.

Savaşın tam başlangıcında Medine’den bir haberci (Mahmiye bin Zenim) geldi. Haberci, Halife Hz. Ebûbekir’in vefat ettiğini ve yerine Hz. Ömer’in (r.a.) halife seçildiğini, ayrıca Hz. Ömer’in başkomutanlığa Ebû Ubeyde’yi tayin edip Hâlid’i azlettiği mektubunu getirdi.

Hâlid bin Velîd, askerlerin moralinin bozulmaması ve zafere gölge düşmemesi için bu haberi ve mektubu gizledi. Haberciden "Halife sağdır, takviye birlikleri yoldadır" demesini isteyerek savaşı yönetmeye devam etti. Zafer kazanıldıktan sonra bu karar açıklanacaktır.

Yermük Muharebesi'nin Zaferi, Fîhl Hadisesi ve Hz. Ebûbekir’in Vefatı

1. General Yorgi’nin Müslüman Olması ve İman Diyaloğu

Yermük Muharebesi’nin en kızgın anlarında Bizans generallerinden Yorgi, meydanın ortasına çıkarak Hâlid bin Velîd (r.a.) ile görüşmek istedi. İki komutan atları üzerinde karşı karşıya geldiler. Yorgi’nin hakikati arayan soruları üzerine aralarında şu tarihi diyalog gerçekleşti:

Yorgi: "Ey Hâlid! Bana doğruyu söyle. Peygamberinize gökten bir kılıç indi de onu sana verdi de onunla hangi kavme hücum etsen mağlup mu ediyorsun?"

Hâlid bin Velîd: "Hayır."

Yorgi: "Peki sana niçin Seyfullah (Allah’ın Kılıcı) denildi?"

Hâlid bin Velîd: "Allah bize Peygamberini gönderdi. Ben ona düşmandım, sonra Allah kalbime hidayet verdi de ona tâbi oldum. Peygamberimiz bana 'Sen Allah’ın müşrikler üzerine sıyırdığı kılıçsın' dedi ve zafer kazanmam için dua etti. Bu sebeple bana Seyfullah denildi."

Yorgi: "İnsanları neye davet ediyorsunuz?"

Hâlid bin Velîd: "Ya Müslüman olmaya, ya cizye vermeye ya da savaşa davet ederiz."

Yorgi: "Bugün sizin dininize giren kimse sizinle aynı ecir ve müfâkatı alır mı?"

Hâlid bin Velîd: "Evet, hatta bizden daha efdal bile olabilir. Çünkü biz Peygamberimizi sağken gördük, mucizelerine şahit olduk. Siz ise gıyaben iman ediyorsunuz."

Bu sözler üzerine samimiyetle ikna olan Yorgi, kalkanını ters çevirerek Hâlid’in telkiniyle kelime-i şehâdet getirdi ve Müslüman oldu. Gusül alıp Hâlid’in arkasında iki rekât namaz kıldıktan sonra hemen kılıcını çekip Bizans saflarına karşı taarruza geçti. Gün boyu kahramanca savaşan General Yorgi, öğle ile ikindi arasında şehit düşerek büyük bir ecir kazandı.

2. İkrime bin Ebî Cehl’in "Ölüm Yemini" ve Yermük Zaferi

Bizans ordusu sayıca üstünlüğüyle İslam ordusunun merkez saflarına şiddetle yüklendi ve Müslümanları geriletmeye başladı. Durumun kritikleştiğini gören İkrime bin Ebî Cehl (r.a.) atından inerek haykırdı:

"Ben Resûlullah ile bunca muharebede bulundum. Şimdi kaçmak ne demektir? Benimle ölüme kim söz verir?"

İkrime’nin bu çağrısına amcası Hışâm bin el-Âs, Dırâr bin el-Ezver ve 400 süvari fedaî katıldı. Hâlid bin Velîd’in çadırının önünde Bizans saflarını yaran bu grup göğüs göğüse çetin bir mücadeleye girişti. İçlerinden İkrime bin Ebî Cehl dahil olmak üzere birçoğu şehit düştü.

Akşamüzeri Hâlid bin Velîd atlı birlikleriyle sert bir karşı hücum başlattı. Piyadelerle atlıların arasına giren Müslüman süvarileri Bizans’ın kaçış yollarını kesti. Panik içinde kanyonlara, Yermük ve Vâkûsa uçurumlarına doğru kaçmaya çalışan Bizans askerleri derin uçurumlara düşerek telef oldular. Karanlık bastığında 80 binden fazla Bizans askeri ölmüş, İmparator Herakliyus’un biraderi de maktuller arasında yer almıştı. Müslümanlardan ise yaklaşık 3 bin kişi şehit oldu; İkrime, oğlu Amr, Hışâm bin el-Âs ve Ebû Süfyan (bir gözünü kaybetti) gibi seçkin sahâbiler bu harpte öne çıktılar. Böylece Şam kapıları tamamen açıldı.

3. Fîhl Hadisesi (Aralık 634)

Yermük yenilgisinin ardından kaçan Bizans kalıntıları ve bölgedeki yerel güçler, Ürdün cihetindeki Fîhl mevkiinde toplanarak büyük bir ordu daha kurdular. Bütün emîrler Ürdün ve Havran çevresinde bir araya geldiler.

Hâlid bin Velîd, öncü kuvvetlerin başında yer alırken; ordunun genel idaresi Ebû Ubeyde bin el-Cerrâh (r.a.) nezdindeydi. Atlı birliklere Dırâr bin el-Ezver, piyadelere İyaz bin Ganem ve Şurahbîl bin Hasene kumanda ediyordu. Bizanslılar gece vakti İslam ordusunun etrafındaki suları kesip bataklıklar oluşturarak harekâtı engellemeye çalıştılar. Ancak Müslümanlar tedbirli davranarak pusuları boşa çıkardılar. Ertesi gün sabahtan akşama kadar süren çetin muharebede Bizans generalsiz kalıp tamamen dağıtıldı ve bölge hakimiyeti pekiştirildi.

4. Hz. Ebûbekir’in (r.a.) Hastalanması ve Vefatı

Hicri 13 yılı Cümâdeyelâhir ayının 7’sinde Halife Hz. Ebûbekir hastalandı. 15 gün süren hastalığı boyunca Mescid-i Şerîf’e çıkamadığı için namaz kıldırma görevini Hz. Ömer’e (r.a.) devretti. Hastalığının ağırlaştığını anlayınca ümmetin başında bir fitne çıkmaması adına kendisinden sonraki halifeyi belirlemek için sahâbenin ileri gelenleriyle istişare başlattı.

Abdurrahman bin Avf ile İstişare: Hz. Ebûbekir, Abdurrahman’a Ömer hakkındaki fikrini sordu. O da "Ömer düşündüğünden de âlâdır, fakat biraz şiddeti vardır" dedi. Ebûbekir (r.a.) "Onun şiddeti benim yumuşaklığıma tabi olduğu içindir; iş kendi başına kaldığında hidde ve şiddetinden vazgeçer" buyurdu.

Hz. Osman ile İstişare: Hz. Osman’a Ömer’i sorduğunda "İçi dışından âlâdır, içimizde onun eşi ve benzeri yoktur" cevabını aldı.

Saîd bin Zeyd ve Üseyyid bin Hudayr ile İstişare: Üseyyid bin Hudayr "Bu işe en muktedir zât Ömer’den başkası değildir" diyerek Halife’nin fikrini destekledi.

Sahâbenin ittifakını aldıktan sonra Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer’i halife tayin ettiğini vasiyetnameye yazdırdı. Hicri 13 yılı Cümâdeyelâhir ayının 22’sinde (23 Ağustos 634) 63 yaşında vefat etti ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanına defnedildi. Vefat haberi Yermük ve Fîhl zaferlerinin ardından Şam cephesine ulaştı.

Hz. Ebûbekir’in (r.a.) Vasiyetnâmesi, Vefatı, Ailesi ve Faziletleri

1. Hz. Ebûbekir’in Vasiyetnâmesi ve Ashâb ile İddialı Helalleşmesi

Hz. Ebûbekir (r.a.), hastalığı ağırlaşınca yerine Hz. Ömer’i (r.a.) halife tayin etme kararı aldı. Bu karar üzerine Talha bin Ubeydullah (r.a.) huzuruna girerek:

"Sen Ömer’i veliaht mı ettin? Sen varken onun halka nasıl muamele ettiğini gördün. Yalnız kaldığı halde ne yapmaz... Allah’ın huzuruna vardığında idare edilenleri senden sorar"

diyerek endişesini dile getirdi. Hz. Ebûbekir oturtulmasını isteyerek şu tarihi cevabı verdi:

"Rabbime mülâki olup da benden sual ettiğinde: 'Ya Rabbi! Kullarının işlerini onların en hayırlısına havale ettim' diye cevap veririm."

Ardından Hz. Osman’ı (r.a.) çağırarak vasiyetnâmesini yazdırdı. Vasiyetnâme tamamlandıktan sonra pencereden dışarıda toplanmış olan Ashâb-ı Güzîn’e hitaben: "Size bir halife seçtim, razı mısınız?" diye sordu. Başta Hz. Ali (r.a.) olmak üzere bütün sahâbe "Razıyız ya Halife-i Resûlullah!" diyerek biat ettiler. Ahidnâme Hz. Ömer’in kölesine verilip dışarıda halka alenen okundu.

Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer’i de yanına çağırarak ona son nasihatlerini yaptı:

"Üzerinde hakkı yerleştirmek için zina edenleri recmederler ve hırsızlık yapanların elini keserler. Yakında size pek çok rızık kapıları açılacak... Birkaç günlük ömre aldanıp da yarın Allah’ın huzurunda mahcûb olmayınız."

2. Irak Cephesindeki Durum ve Hz. Ebûbekir’in Son Emirleri

Hâlid bin Velîd’in (r.a.) Şam tarafına gitmesiyle Irak askerinin bir kısmı onunla gitmiş, Müsenna bin Hârisete (r.a.) Hîre emaretinde az sayıda askerle kalmıştı. Sâsânîler bunu fırsat bilerek Hürmüz İsmili komutasında Hîre üzerine büyük bir ordu gönderdi. Müsenna bin Hârisete ve Mes'ûd bin Harise, Bâbil yakınlarında fillerle desteklenmiş Sâsânî ordusuyla şiddetli bir muharebeye tutuştular. Müsenna, bizzat filin üzerine hücum edip onu katlederek İran ordusunu bozguna uğrattı.

Ancak İranlıların yeni ve büyük hazırlıklar içinde olduğunu gören Müsenna bin Hârisete, takviye asker istemek üzere yerine Beşr bin Hasasa’yı vekil bırakarak Medine-i Münevvere’ye geldi. Medine’ye ulaştığında Hz. Ebûbekir ölüm döşeğindeydi. Halife, Müsenna’yı kabul edip dinledikten sonra yanında bulunan Hz. Ömer’e son emrini verdi:

"Ben umarım ki bu gün vefat eylerim. Sen hemen halkı Müsenna ile beraber gitmek üzere cihada davet eyle. Benim vefatım seni hiçbir musibetle meşgul etmesin... Bir de Cenâb-ı Hak Şam’daki ordusuna yardım ihsan ettiğinde Hâlid bin Velîd ile Şam’daki İslam askerini Irak’a iade et."

3. Vefatı ve Defni

Hz. Ebûbekir (r.a.), Hicri 13 yılı Cümâdeyelâhir ayının sonuna sekiz gün kala Salı gecesi (Ağustos 634) 63 yaşında vefat etti. İki sene üç ay on gün halifelik yapmıştı.

Son sözleri: "Ya Rabbi! Müslüman olduğum halde ruhumu kabzet ve beni sâlihlere ilhak eyle" oldu.

Cenazesi, Resûlullah’ın (s.a.v.) yanına taşındı. Hz. Ömer (r.a.) cenaze namazını kıldırdı. Fahr-i Âlem Efendimizin omzunun hizasına başı gelecek şekilde hücre-i saadete defnolundu. Böylece dünyada olduğu gibi kabirde de Peygamberimize komşu oldu.

4. Hz. Ebûbekir’in Ailesi

Hz. Ebûbekir’in (r.a.) hanımları ve çocukları şunlardır:

Cahiliye Dönemi Evlilikleri:

Kuteyle binti Abdi’l-Uzza: Bu evlilikten iki kuşak sahibi (Zatü’n-Nitakayn) Hz. Esma ve Abdullah doğmuştur.

Ümmü Rûman: Müminlerin annesi Hz. Âişe (r.anha) ve Abdurrahman doğmuştur.

İslam Dönemi Evlilikleri:

Esma binti Umeys: Bu evlilikten Muhammed doğmuştur.

Habîbe binti Harise: Hz. Ebûbekir vefat ettiğinde gebe bulunuyordu, vefatından sonra Ümmü Gülsüm dünyaya gelmiştir.

Babası ve Diğer Yakınları:

Babası Ebû Kuhâfe, oğlu halife olduğu halde Mekke-i Mükerreme’de yaşamaktaydı. Hz. Ebûbekir’in vefat haberini aldığında "Büyük musibet! Yerine kim geçti?" diye sormuş, "Ömer" dediklerinde "Dost ve arkadaşıdır" diyerek sükûtu tercih etmiştir. Ebû Kuhâfe, oğlunun vefatından altı ay sonra 97 yaşında vefat etmiştir.

Hz. Ebûbekir Halife iken maliye işlerini Ebû Ubeyde bin el-Cerrâh yürütmüş; kadılığı Hz. Ömer üstlenmiş; kâtipliğini ise Hz. Ali, Hz. Osman, Zeyd bin Sâbit ve diğer bazı sahabiler yapmıştır.

5. Şahsiyeti, Mütevazılığı ve Yüksek Faziletleri

Hz. Ebûbekir (r.a.), Resûl-i Ekrem Efendimizin ilk halifesi ve Ashâb-ı Kirâm’ın en efdalidir. Fazilet, iffet, takva ve güzel ahlak bakımından herkesten üstündü.

Ölüm Döşeğindeki Vasiyeti: Ölüm haline geldiğinde kızı Hz. Âişe’yi çağırarak şöyle buyurdu:

"Biz Halife olduğumuzdan beri Müslümanların dirhem ve dinarını yemedik. Onların yedikleri gibi yemekler yedik, giydikleri gibi elbiseler giyindik. Ancak Beytülmalden bize verilen bir köle, bir deve ve bir kaftan vardır. Biz Müslümanların ihtiyaçlarıyla meşgul iken bunlardan faydalanırdık. Vefatımda bu üçünü de Ömer’e gönder."

Vefat ettiğinde Hz. Âişe bu emanetleri Hz. Ömer’e gönderdi. Hz. Ömer, Abdurrahman bin Avf ile otururken emanetler getirilince gözyaşlarına boğularak:

"Ya Ebûbekir! Kendinden sonra gelenleri zahmete soktun, müşkil mevkide koydun!"

diyerek ağladı. Abdurrahman bin Avf "Bunları müsadere mi edeceksin? Eski bir kaftanın, devenin ne değeri var?" deyince Hz. Ömer: "O benim zamanımda olamaz. Ebûbekir onların reddini emretmiş, ben ona tabi olurum" diyerek Hz. Ebûbekir’in izinden ayrılmayacağını bir kez daha göstermiş oldu.

← Arşive dön